Bütün mesele şurada: Yazılı durumu soyutlayıp, demokrasi denilen siyasi yönetim biçiminin ölçüleri, değerleri, uygulama örnekleri açısından mı bakacağız? Taraftar olanlar arasında da, taraftar olmayanlar arasında da böyle bakanlar var. Mesela taraftar olmayanların bazıları şöyle diyor: "Cumhurbaşkanı, milleti temsil edecektir; bu sebeple herkesi memnun bırakacak bir aday gerekir. Uzlaşma aramak şarttır. Demokrasi uzlaşma rejimi. Her şey oy çoğunluğuyla olmaz."
Bu söylemin, önümüzdeki cumhurbaşkanı seçiminin aktüel mahiyeti ile hiçbir ilgisi yok. Gül'ün adaylığına karşı çıkanlar bu söylemin çerçevesi içindeki bir sebeple karşı çıkıyor değiller. Gerçek sebebi bu çerçevenin dışında ima ediyorlar ama, açıkça ifade etmiyorlar. "Anlayın işte" demek istiyorlar. Buna karşılık, "hayır, Gül aday olmalıdır" görüşünü savunanlar da şöyle diyor: "Seçimin yapılmasının sebebi cumhurbaşkanı seçimindeki krizdi. Demek ki millet AK Parti'yi haklı buldu. Hakimiyet milletin değil midir?"
Bu görüşlerin ikisi de, önümüzde bulunan meselenin gerçek sebeplerini bilmezlikten gelen görüşlerdir. Mesele, demokrasinin esasları, ilkeleri, kuralları, ölçüleri dahilindeki hususların farklı yorumlanması ile de ilgili değildir; Gül'ün yetenekleriyle de ilgili değildir. Taraftar olanlar, karşı çıkanların hangi sebeple karşı çıktıklarını biliyor; ama onların açıkça ifade etmemiş olmasından yararlanarak, o sebebi zikretmeksizin, onların karşı çıkmalarına demokratik soyutlamalarla itiraz ediyor. Karşı çıkanlar da, yine açıkça ifade edilmemesine rağmen, kendilerine itiraz edenlerin itiraz sebebini biliyor!
Ahval böyle iken yorum yazmak gerçekten çok sıkıntılı bir iş. Tartışmasız doğru olan bir genel eleştiri notu düşmek, ayrıntılara girmekten daha kolay ve daha az sıkıntılı: "Ne olursa olsun, inceldiği yerden kopsun" yahut, "biz mükemmel bir demokraside yaşıyormuş gibi talepte bulunalım da, demokrasiyle bağdaşmayan şeyler olursa millet değerlendirsin" türünden yaklaşımlar, düşünmekten vazgeçmeyi ve (tabiri caiz ise) "dinamik bir teslimiyet" halini ifade eder. Ve tabii, sorumluluk şuuruyla bağdaşmaz.
Şunu hiç unutmamalıyız ki; 99'u bizim hatamız 100'e çıkarır da bir kötü sonuç ortaya çıkarsa, biz o sonucun yüzde birinden değil tamamından sorumlu oluruz. Köksal Toptan'ın seçildiği ilan edilince gözlerim doldu. Halim selim bir insandır, ama dirayetlidir. İtidal ile dirayet arasındaki ilişkinin sembolik bir örneğidir Sayın Toptan. Özel hayatlarında sabır küpü olanların ülkenin kaderi ile ilgili meselelerde (güya) celadet tavrına yakın durmaları dirayetle hiç ilgisi olmayan basit bir bencillik çelişkisinden başka bir şey değildir. En doğru tavır, akl-ı selimle ve kalb-i selimle düşünülüp sorumluluk iradesiyle alınan kararın tavrıdır. Hiç kimsenin hatırı, "Hakikatin ve Hakkın Hatırı"ndan üstün değildir. Bir kriz ufuneti, ülkenin adeta suyuna, havasına, toprağına yapıştı. Sabahtan akşama kadar, bir şeyleri sözde etkilemeyi amaçlayan ve hiçbir tahlil değeri olmayan "yorum-haber" kılıklı imalatlarla uğraşıp duruyoruz. Fakat derinden derine fokurdamaya başlayan bir bıkkınlık tepkisinin birikmeye başladığını, yerel seçimlere yaklaşırken bunun bambaşka bir önem kazanabileceğini pek fark eden yok. AK Parti, % 47 oy alan bir partidir ve kimliğini bu oy oranının temsil ettiği değer ölçülerinden almak durumundadır. Bu yüzde 47'nin yüzde 50'yi aşması, Sayın Arınç'ın dediği gibi, devam etmesi gereken gelişmenin doğal sonucudur. Bunu yüzde 2'ye eklenip yüzde 10'da düğümlenecek bir arızayla engellemek öngörüsü akılla bağdaşmaz.
|