09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 AHMET SELİM

a.selim@zaman.com.tr

Kalb-i selim ışığında akl-ı selim ile

Sayın Gül'ün cumhurbaşkanı adayı olması ihtimali karşısındaki red yahut muhalefet tavrı nasıl bir tavırdır? "Marjinal gruplar" deyip geçmek kolay. Ama hiç tatminkar değil. O tavır marjinal olsa hiç kimse ciddi olarak dikkate almaz.

Bütün mesele şurada: Yazılı durumu soyutlayıp, demokrasi denilen siyasi yönetim biçiminin ölçüleri, değerleri, uygulama örnekleri açısından mı bakacağız? Taraftar olanlar arasında da, taraftar olmayanlar arasında da böyle bakanlar var. Mesela taraftar olmayanların bazıları şöyle diyor: "Cumhurbaşkanı, milleti temsil edecektir; bu sebeple herkesi memnun bırakacak bir aday gerekir. Uzlaşma aramak şarttır. Demokrasi uzlaşma rejimi. Her şey oy çoğunluğuyla olmaz."

Bu söylemin, önümüzdeki cumhurbaşkanı seçiminin aktüel mahiyeti ile hiçbir ilgisi yok. Gül'ün adaylığına karşı çıkanlar bu söylemin çerçevesi içindeki bir sebeple karşı çıkıyor değiller. Gerçek sebebi bu çerçevenin dışında ima ediyorlar ama, açıkça ifade etmiyorlar. "Anlayın işte" demek istiyorlar. Buna karşılık, "hayır, Gül aday olmalıdır" görüşünü savunanlar da şöyle diyor: "Seçimin yapılmasının sebebi cumhurbaşkanı seçimindeki krizdi. Demek ki millet AK Parti'yi haklı buldu. Hakimiyet milletin değil midir?"

Bu görüşlerin ikisi de, önümüzde bulunan meselenin gerçek sebeplerini bilmezlikten gelen görüşlerdir. Mesele, demokrasinin esasları, ilkeleri, kuralları, ölçüleri dahilindeki hususların farklı yorumlanması ile de ilgili değildir; Gül'ün yetenekleriyle de ilgili değildir. Taraftar olanlar, karşı çıkanların hangi sebeple karşı çıktıklarını biliyor; ama onların açıkça ifade etmemiş olmasından yararlanarak, o sebebi zikretmeksizin, onların karşı çıkmalarına demokratik soyutlamalarla itiraz ediyor. Karşı çıkanlar da, yine açıkça ifade edilmemesine rağmen, kendilerine itiraz edenlerin itiraz sebebini biliyor!

Ahval böyle iken yorum yazmak gerçekten çok sıkıntılı bir iş. Tartışmasız doğru olan bir genel eleştiri notu düşmek, ayrıntılara girmekten daha kolay ve daha az sıkıntılı: "Ne olursa olsun, inceldiği yerden kopsun" yahut, "biz mükemmel bir demokraside yaşıyormuş gibi talepte bulunalım da, demokrasiyle bağdaşmayan şeyler olursa millet değerlendirsin" türünden yaklaşımlar, düşünmekten vazgeçmeyi ve (tabiri caiz ise) "dinamik bir teslimiyet" halini ifade eder. Ve tabii, sorumluluk şuuruyla bağdaşmaz.

Şunu hiç unutmamalıyız ki; 99'u bizim hatamız 100'e çıkarır da bir kötü sonuç ortaya çıkarsa, biz o sonucun yüzde birinden değil tamamından sorumlu oluruz. Köksal Toptan'ın seçildiği ilan edilince gözlerim doldu. Halim selim bir insandır, ama dirayetlidir. İtidal ile dirayet arasındaki ilişkinin sembolik bir örneğidir Sayın Toptan. Özel hayatlarında sabır küpü olanların ülkenin kaderi ile ilgili meselelerde (güya) celadet tavrına yakın durmaları dirayetle hiç ilgisi olmayan basit bir bencillik çelişkisinden başka bir şey değildir. En doğru tavır, akl-ı selimle ve kalb-i selimle düşünülüp sorumluluk iradesiyle alınan kararın tavrıdır. Hiç kimsenin hatırı, "Hakikatin ve Hakkın Hatırı"ndan üstün değildir. Bir kriz ufuneti, ülkenin adeta suyuna, havasına, toprağına yapıştı. Sabahtan akşama kadar, bir şeyleri sözde etkilemeyi amaçlayan ve hiçbir tahlil değeri olmayan "yorum-haber" kılıklı imalatlarla uğraşıp duruyoruz. Fakat derinden derine fokurdamaya başlayan bir bıkkınlık tepkisinin birikmeye başladığını, yerel seçimlere yaklaşırken bunun bambaşka bir önem kazanabileceğini pek fark eden yok. AK Parti, % 47 oy alan bir partidir ve kimliğini bu oy oranının temsil ettiği değer ölçülerinden almak durumundadır. Bu yüzde 47'nin yüzde 50'yi aşması, Sayın Arınç'ın dediği gibi, devam etmesi gereken gelişmenin doğal sonucudur. Bunu yüzde 2'ye eklenip yüzde 10'da düğümlenecek bir arızayla engellemek öngörüsü akılla bağdaşmaz.

12 Ağustos 2007, Pazar

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2