Amcası Bozok sancak mutasarrıfı Osman Paşa onu yanına alıp öğrenim ve eğitimiyle ilgilendi. İstanbul'da yeğenine en iyi hocalardan ders aldırdı, onu büyük oğlu Nurettin'den ayrı tutmadı. 21 yaşındayken Divan-ı Hümayun Kalemi'ne katip olarak verildiği gece Yusuf bir rüya gördü. Rüyasında Mısır valisi Mehmet Ali Paşa ile bir çimenlikte oturuyordu. Sonra paşa yanından kalkıp gitti. Ama o da ne, paşa enfiye kutusunu unutmuştu. Yusuf kutuyu aldı, doğruca Mısır sarayına... Emaneti içeri gönderip geri döndüğü sırada peşinden gelen adam onu tekrar saraya götürüp paşanın huzuruna çıkardı. Paşa bu dürüst davranışından pek memnun olduğunu ve mükafat olarak kutuyu kendine bağışladığını söyledi. Kamil o sırada uyandı. Rüyadan etkilenmişti, aklından çıkaramıyordu. Nihayet birkaç gün sonra bir muabbire (rüya yorumcusuna) yol uğrattı. Yorumcu Mısır'a gitmesini, talihinin kendisini orada karşılayacağını söylüyordu.
O yıllarda Mısır'a gitmek... Osmanlı ile Mısır arasındaki sorunlar bir yandan, yolculuk tehlikeleri diğer yandan... Bu bir macera demekti. Nihayet dayanamadı, önceden kaptanıyla pazarlık edip anlaştığı bir yelkenliye binmek üzere bir gece Üsküdar Ayazma'dan sandal ile Kız Kulesi'ne süzülüverdi.
Yusuf, Mısır'daydı... Garipti, kimsesizdi, yoksuldu. Nice çarelere başvurdu ama bahtı açılmıyordu. Nihayet Mehmet Ali Paşa'ya bir arzuhal döşendi ki neredeyse edebi şaheser. Paşa dilekçenin sahibini çağırttı, iki saat konuştular ve sonunda; "Sana" dedi Paşa, "Mısır hazinesinin katipliğini veriyorum!" Zeki, becerikli, dürüst ve çalışkandı ve rüyanın tabiri çıkmıştı. Yusuf, Mısır hazinesini yönetiyordu. Ayrıca Fransızca çalışıyor, ilim yolunda ilerliyordu. Vali Paşa'dan ardı ardına rütbeler ve taltifler aldı. Otuzlu yaşların ortalarına geldiğinde albaylığa yükselmişti. Bir akşam vali onu huzuruna çağırtıp "Kerem ve mürüvvet bakımından bana çok benzeyen üçüncü kızım Zeynep'i sana nikahlıyorum oğlum!" deyiverdi. Nikahtan sonra olanlar oldu. Bütün hıdiv ailesi ve Mısır sarayı bu evliliğe karşı çıktılar. İlla boşanacaklardı, başka türlü olamazdı. Kim oluyordu bu Yusuf Efendi? Hıdiv ailesine yabancı birini damat almak olur muydu vs. vs. Ortalık yatışsın diye Mehmet Ali Paşa onu bir vazifeyle İstanbul'a gönderdi. Yıllardan 1845 idi. Sultan Abdülmecid, kızı Adile Sultan'ı evlendiriyordu ve Yusuf Kamil Bey, bizzat sultana Mehmet Ali Paşa'nın tebriklerini ve hediyelerini sunacaktı. Aralarında sıcak bir dostluk oluştu. Abdülmecid onu Mirimiranlık rütbesine yükseltti. Mısır'a döndüğünde bütün kayınbiraderler ile Mısır'ın ileri gelen ayan, eşraf ve devletlularını kendisine cephe almış buldu. İşin kötü yanı Mehmet Ali Paşa'da da bunama alametleri baş göstermiş, yerine İbrahim Paşa halef seçilmiş, Abbas Paşa vali olmuştu. Kendisine diş bileyenler bu fırsatı değerlendirmekten geri durmadılar. Asvan'a sürgüne giderken kendisine Zeynep Hanım'ı talak-ı selase ile boşaması için bizzat vali tarafından yazılan belgeyi imzalamadan geri dönemeyeceği ve sonunda zindan yolu görüneceği bildirilmişti. Asvan'da hastalandı ve hekim istedi. "Koskoca Napolyon'a bile hapsolduğu vakit hekim vermemişlerdi; o ne yüzle hekim istiyor; varsın boşanma senedini imzalasın!" yazılı mektubu aldığı gün eşi Zeynep Hanım'dan da bir çift terlik hediye gelmişti. O gece, terliğin astarında gizli mektubun aşk dolu satırlarını okumakla teselli buldu.
Sürgündeki üçüncü ayın sonunda sadrazam Mustafa Reşit Paşa'ya bir ariza yazıp gönderdi. Konu Abdülmecid'e intikal ettirildiğinde sultan çok öfkelendi ve Mısır valisi Abbas Paşa'ya "Bizzat Asvan'a gidip Kamil Paşa'yı salimen ve muazzezen Dersaadet'e gönderesin!" diye buyrultu gönderdi. 1849 yılında Yusuf yurduna döndü. Çile dönemi bitmiş, ama Züleyha ile henüz buluşamamıştı. Kendi hanımıyla ikinci kez evlenmenin yollarını aradı. Reşit Paşa "Zeynep Hanım mektubunda durup dinlenmeden feryat etmekte olduğunu yazıyor." dedi padişaha ve hemen o gün, hac farizasını ifa etmek üzere Zeynep Hanım'a izin tezkiresi verilmesini emreden Abdülaziz imzalı bir ferman, Mısır valisine doğru yola çıktı. Hac bahaneydi. Rota Şam, Beyrut ve deniz yoluyla İstanbul oldu. Sadrazam Reşit Paşa kaç yıllık evli damadın, Şeyhülislam Arif Hikmet Bey de yaşı kırka dayanmış taze gelinin şahidi oldular, Üsküdar'daki yalıda Yusuf ile Zeliha'ya gürül gürül bir tecdid-i nikah olundu.
Geçen gün, Kadıköy-Bağlarbaşı yolu üzerindeki Zeynep-Kamil Hastanesi'nin önünden geçerken hatırladım bütün bunları.
LEYLA'YI ARAYAN MECNUN
Birisi yollarda Mecnun'a rastlamıştı; dertli dertli yoldaki toprakları eşeliyor, sanki bir şey arıyordu. O adam sordu:
- A deli, böyle ne arıyorsun?!..
- Leyla'yı arıyorum.
Adam şaşırdı:
- Hayret, Leyla topraklarda ne gezer, öylesine parlak bir inci toprağa düşer mi?
- Ben neresi olsa ararım, belki bir an gelir, onu bir yerde buluveririm.
[BERCESTE]
Kim ki korkmaz Hak'tan ondan korkar erbâb-ı ukûl
Her ne isterse yapar Hak'tan hırâsân olmayan
(Akıllı kişiler, Allah korkusu olmayandan korkarlar; çünkü Allah'tan korkmayanın yapmayacağı şey yoktur.)
Ziya Paşa
|