30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 A. TURAN ALKAN

t.alkan@zaman.com.tr

Elma bizdense "çürük" değildir

Tıp fakültesi hastanelerinin birinde yönetim değişmiş; yeni yöneticiler bakmışlar ki hastaneye daha önce ihâlesi yapılmış külliyetli miktarda ilâç ve tıbbî malzeme geliyor, fakat bir gariplik var. Yıl ortalamasına göre senede bir kere kullanılan bir ilâçtan tam 4 bin kutu sipariş edilmiş.

Ayrıca 13 binin üzerinde miadı dolmuş ilâç bulunmuş depolarda ama aynı ilâçların eksikliği gerekçesiyle yeni siparişler hastaneye gelmeye devam ediyor. Bunun üzerine yönetim, bazı dershane ve laboratuarları boşaltarak depo haline getirmiş.

Basının bu gibi hadiseleri fikr-i takib kararlılığı ile izlemesi lâzım ki, suçlu, zanlı, ihmâlci belli olsun, birbirinden ayırd edilsin; iki gün sonra unutuyoruz. Bu gibi yolsuzluklarda "Yapanın yanına kâr kaldığı" genel kanaattir. Ne kadar utanılası bir durum?

Bir başka hadise: bir şehrin DSİ kanalında yüz binlerce lira değerinde kesik kupürlü ilaç ve yeşil kart fotokopisi bulunuyor. Polis hadiseyi araştırarak kutulardaki parmak izlerinden bazı eczane kalfalarına kadar ulaşıyor. Çok zeki olmaya gerek yok; âşikârdır ki mesleğini kötüye kullanan bazı doktor ve eczacıların dahli olmadan böyle bir yolsuzluğu kotarabilmek mümkün değil. Meslek dalını ilgilendiren her yolsuzluk isnadında meslek haysiyeti adına ayağa kalkan kuruluşların, kendi içindeki çürük elmaları ayıklamakta bu derece serin davranmalarına ne isim vereceğiz?

Ne yazık ki istisnaî hadiseler değil bunlar; neredeyse sistematik bir düzenlilikle tekrar olunuyor.

Her kurumun iç teftiş mekanizmaları, denetleme hiyerarşisi, bunların en üstünde Sayıştay, Danıştay İdare Mahkemesi ve ayrıca meslek odaları var. Niçin bunca denetime rağmen birileri gözünü karartıp harama tevessül eder? Eder, çünkü kamu idaremizin en mühim zaaflarından biri, denetleyenlerle denetlenenler arasındaki "sempatik ve empatik" akışkanlıktır. Bu gibi yolsuzluk davaları mahkemeye düştüğünde bilirkişilik kurumu devreye girer. Bilirkişilik görevi yapmış olanlar hiç alınganlık göstermesinler fakat yargının bu safhası, nedense en çok karadelik oluşan bir nevi uzay arazisidir!

Sırada daha sümenaltında unutulduğu, ya da posta parası bulunamadığı için yargıda zamanaşımına uğrayarak düşüvermiş ilginç davalar var.

Vakit gazetesinde önceki gün çok ilginç tesadüfleri biraraya getiren çürük hadiselerine yer verildi; haydi "iddia" diyelim; öyle demek zorundayız çünkü çürük raporu veren bir bilirkişi heyetinin raporu, aksi isbat edilene kadar "bilimsel doğruluk karînesi" taşımaktadır. Bir bilim heyetinin verdiği ilmî bir raporun doğru olmadığını isbat etmek, usûle uygun tarzda oluşturulmuş yeni ve daha üst bir bilim kurulunun bilirkişi raporu ile mümkün olduğuna göre, bir nevî muhâl ihtimâlden bahsediyoruz demektir.

Söylerken biraz sıkılıyorum fakat bizim okumuş-yazmış takımımızın arasında hayli sıkı bir nevi meslek tesânüdü, bir sınıf teâvünü mevcut bulunduğunu ileri sürmekte mahzur görmüyorum. İsterseniz örneklerini tek tek irdeleyebilirsiniz; ilmî yanlışlık veya intihâl sebebiyle birbirine kılıç çekmiş iki bilim adamı arasındaki nizâ maddeleri listelendiğinde deontolojik (Deontoloji: Bir mesleğin uygulanmasında uyulması gereken ahlaki değerler ve etik kaidelerle ilgili disiplinin adıdır) itirazın son sıralarda yer alması pek kerih bir nüktedir.

Bizde bu yüzden meslek kusurundan ötürü ceza görmüş meslek erbâbı, ancak ve ancak "talihsiz" sıfatıyla anılmaya sezâ, istisnâi cinsten bir hadisedir. Bu gibi hallerde necîb basınımız, ilgili meslek kuruluşunu ilzâm eden bakanlık üzerinden hükümetlere dirsek atmayı tercih ederler. Kimsenin aklından meseleyi Deontolojik bir düzleme taşıyarak, ilgili meslek kuruluşunun davranışını irdelemek, konuyu felsefi boyutlarıyla teşrih etmek geçmez ve küllî bir çözüm yolu aramak geçmez.

...

Bunun sebebi acaba, "günün birinde bizim de bir işimiz düşerse..." endişesi midir?


09 Şubat 2009, Pazartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 09.02.2009 - Elma bizdense "çürük" değildir
 08.02.2009 - Neriman Altındağ'ın ardından: "Vefasız Gelinimiz"e rahmet olsun!
 07.02.2009 - Biz bu 28 Şubat'ı niye yapmıştık yav?
 04.02.2009 - 'Bırakalım çocuklar doğru dürüst bir içki içsin!'
 02.02.2009 - Dürüstlük karinesi
 01.02.2009 - Mahallî seçimler ve siz!
 31.01.2009 - Şunun-bunun firması?
 28.01.2009 - Novaya Zemlya nire, Türkiye nire?
 26.01.2009 - Artist!
 25.01.2009 - Encümen-i Dâniş!

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1