09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 ELİF ŞAFAK

Edebiyat sınıfta kaldı

Bundan uzun zaman evvel kendi kendime bir karar aldım. Basit ama temel bir karar. Bu köşeyi olumlu, yapıcı, güzeli ve üretkenliği öne çıkaran yazılar için kullanacağım.

Övgüye değer bulduğum eserleri tanıtacak, sanatın ve hayatın her dalından yaratıcı seslerin daha iyi bilinmesinde kendimce kadrimce bir katkıda bulunacağım. Velhasıl, bu köşeyi tek taraflı eleştiriler, belden aşağı vurmalar, tepeden bakmalar, ithamlar, suçlamalar, ağız dalaşları için zemin olarak kullanmayacak ve bunlardan mümkün mertebe, yapabildiğimce uzak duracağım.

İşte aldığım karar böyle ve bu köşenin müdavimi olanlar bilir ki aynen bu doğrultuda yazıyorum. Diyelim bir hafta içinde iki filme gittim. Birini hiç beğenmedim, ötekini sevdim. Oturup beğendiğim filmi analiz ediyor, pozitif olanı yazıyorum. Bu arada senelerdir basının içinde olan eski tüfek yazarlar tembihliyorlar bazen: "Ama bu iyi bir yöntem değil. Bu memlekette çok okunmak için bol kavga çıkarmak gerekir. Baksana televizyon programlarında bile herkes saç saça baş başa. Kimse kimseyi beğenmiyor. En azından ara sıra kavga çıkaran ya da ona buna takılan takan yazılar yazmazsan veya tartışmalara bulaşmazsan okunma oranın düşer." Dinliyorum onları ama inanmıyorum söylediklerine. Ve ben sevdiğim konular hakkında yazmaya devam ediyorum. İstiyorum ki kalemimin mürekkebi aşk olsun, yaratıcılık ve ilham olsun; husumet veya haset değil. Kıskandıklarımı değil takdir ettiklerimi yazıyorum.

Zira biliyorum ki bu memlekette hepimizin esas takdir edilmeye ihtiyacımız var. Çocukluğumuzdan itibaren habire paylanıyor, eleştiriliyor, hizaya getiriliyor, sıradanlaştırılıyoruz. Sıradışı, yaratıcı, çığır açan ve bir kültürü ilerleten işler yapmak için teşvik ve takdir görmek o kadar önemli ki. Her yönetmen izlenmek, her yazar okunmak, her şarkıcı dinlenmek ister. Aksini söyleyenlere inanmayın. Okurunu umursamayan yazar, yazar değildir.

Peki bir yazarı en çok inciten şey nedir? Kayıtsızlık! Üretimde bulunan, bilhassa hayalgücünü başkalarına açan insanı en çok incitecek şey emeğine, özenine ve yüreğine karşı kayıtsız kalınmasıdır. Yusuf Atılgan'ın 1980'lerde Oğuz Atay'ı kaybettikten sonra yazdığı bir yazı var, diyor ki: Günlerden bir gün, bir paket geldi bana. Açtım içinden bir kitap çıktı: Tutunamayanlar. Kitap imzalıydı ve içinde de şöyle bir yazı vardı: "İlgileneceğinizi umarak..."

Yusuf Atılgan bu kitabı okur, çok da sever. Ama bunu hiçbir zaman Oğuz Atay'a söylemez. "Benim okuduğum kitap o kadar müthiş bir eserdi ki, böyle muazzam bir kitabı kaleme alan birinin daha nice eserler yazacağını düşündüm. Benim yorumuma, iltifatıma, söyleyeceğim iki çift lafa ihtiyacı olmadığını düşündüm. Dolayısıyla hiçbir zaman takdirlerimi ona iletme gereği duymadım." Ama aradan seneler geçer, ortak bir arkadaşlarından öyle bir şey işitir ki bu hadiseyi yeniden hatırlamasına sebep olur. "Ben Yusuf Atılgan'a kitabımı gönderdim ama kendisinden tek bir kelime dahi duymadım. Tek gördüğüm kayıtsızlık oldu." demiştir Atay. Bunu duyan Yusuf Atılgan çok pişman olur; ancak geçtir artık. Oğuz Atay vefat etmiştir. Ve Atılgan bu anıyı anlatırken der ki: "Eğer bugün hayatta olsaydı, ne yapar ne eder muhakkak onu bulur, karşısına geçer, yüz yüze ona kalemini ne kadar takdir ettiğimi söylerdim."

Bizler de bugün aynı kayıtsızlığı sürdürüyoruz. Birbirimizin eserlerini okumuyoruz. Velev ki okuduk ve sevdik, bu sefer de bunu kendimize saklıyoruz. Kayıtsızlık, köklü bir alışkanlık olmuş edebiyat çevresinde. Ve aslında işin ilginç ve ironik yanı, hepimiz hem bundan şikâyet ediyoruz hem de bunun yeniden üretilmesine katkıda bulunuyoruz. Yani başka yazarların kayıtsızlıklarıyla bizzat karşılaştığımızda sitem ve şikâyet ediyoruz, ama biz başka yazarların -kendimi de işin içine dâhil ederek söylüyorum- kitaplarını, eserlerini, ne kadar okuyoruz? Okuduğumuz zaman bunu ne kadar yazıya veya söze döküyoruz? Birbirine ruhen ve zihnen destek olmak, ilham vermek konu olunca edebiyat dünyası her sene sınıfta kalıyor.

17 Şubat 2009, Salı

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge3