09.09.2010, Per

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

RAMAZAN

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

EKLER


BÖLGESEL

 
 
 

Yazarlar

 AHMET KURUCAN

a.kurucan@zaman.com.tr

Manasını anlamadan Kur'an okumak

Şimdiye kadar farklı kalemler tarafından yüzlerce-binlerce defa cevaplandığını bildiğim bir soruyu ele alacağım; manasını anlamadığımız Kur'an'ı okuma.

Dikkat ederseniz cümleyi yarım bıraktım; çünkü soru cümlesini tamamlayan kelimeler soru sahibinin imanı, imanının seviyesi, sosyo-kültürel şartlara bağlı kazanmış olduğu karakteri, eğitim ve öğretim seviyesi, dünya görüşü ve ideolojisine göre değişiyor. Kimisi lüzumunu soruyor aklen ikna olmak istiyor, kimisi fazileti diyor kalben tatmin peşinde olduğunu ima ediyor, kimisi de gerekliliği veya gereksizliğinden dem vurarak bulunduğu yeri gösteriyor.

Öncelikle bunun İslam'ın Arap coğrafyası dışına açıldığı dönemden bu yana devam edegelen, değişik açılardan müzakere edilen tarihî bir mesele olduğunu söyleyerek söze başlayalım. İlk dönemlerde böyle bir problem yoktu; çünkü Kur'an'ın ilk muhatapları Araplardı veya etnik manada Arap kökenli olmasalar bile Arapçanın konuşulduğu bölgede yaşayan, Arapçayı bilen, günlük hayatta o dili kullanan kişilerdi. Dolayısıyla İlahi vahyi meal düzeyinde anlama gibi bir problemleri yoktu. Meal düzeyinde dedik; çünkü Kur'an'ın lafzının taşımış olduğu derinlikler, İlahi iradeyi evrensel planda yansıtan özellikleri elbette dilde ihtisas işleyen ayrı bir alandır. Nitekim bu husus usul-ü tefsir ve tefsir ilminin hem sebebi hem de sonucudur.

Sonuç itibarıyla, Arap olmayan ve Arapça dilini bilmeyen insanların, kavimlerin, milletlerin Müslüman olması bu meselenin başlangıç noktasını teşkil ediyor. Aslında buna problem de demek mümkündür. Çünkü dinin aslî kaynaklarının dilini bilmeme, ibadet hayatından hayatın her alanını kuşatan emir ve yasakları bizzat yaşama kaynakları veya yorumcuların beyanlarından anlayamama gerçekten bir problemdir. Çünkü tercümeler Kur'an ve hadislerdeki verilen mesajlardaki mana ve ruhun tesirinin kırılmasına sebebiyet vermektedir. Nitekim bu yazıda ele aldığımız soru da bunun en net göstergelerinden biridir.

Bu genel hatırlatmadan sonra konuyu gazete makalesine sığacak mahiyette ele alacak olursak; Kur'an tefsir usulünde yer alan tarife göre "tilavetiyle taabbüd olunan İlahi bir kitaptır". Bu cümlenin manası açık; "okunması ibadet olan, okunmasıyla ibadet edilen Allah kelamıdır" Kur'an. Bu yönüyle sair İlahi kitaplardan da ayrılır. Bu tariften anladığımıza göre okunan İlahi beyanın mana ve muhtevasının anlaşılması öncelikli bir şart değildir. Neden? İki sebepten dolayı. Bu sebeplerin biri Kur'an'a, ikincisi insana bakıyor. Kur'an'a bakan veçhesiyle; Kur'an beşeri bir kelam, insan mahsulü bir beyan değildir. Dolayısıyla Kur'an'ın var oluş gayesini "efradını cami, ağyarını mani" bir şekilde anlamak, kavramak, anlatmak beşer aklının idrak sınırlarını aşar. Çünkü bu, İlahi iradenin her şeyine vâkıf olmayı gerektirir ki beşer için tek kelime ile muhaldir.

İnsana bakan veçhesi ise; insan sadece akıldan ibaret bir varlık değildir. İnsan aklı, ruhu, bedeni, hissi, latifeleri ile bir bütündür. Bunların her birinin varlıklarını devam ettirmesi farklı şekillerle mümkündür. Mesela beden maddi manada yeme-içme ile hayatını devam ettirirken, ruhun bundan latifelerin bundan hissesi dolaylıdır. Kur'an tilavetinin insan ruhunda, hissiyatında ve latifelerinde uyarmış olduğu etkiyi, yeme-içmenin uyarmadığı ve uyarmayacağı muhakkaktır. İsterseniz sözün geldiği bu aşamada merhum Mustafa İsmail benzeri güzel sesli bir hafızın, Davudi bir eda ile usulüne, makamına, mana ve muhtevasına uygun bir şekilde yaptığı Kur'an tilavetinin manasını anlamasanız dahi sizde hasıl ettiği etkiyi düşünün. İnanıyorum ki bana hak vereceksiniz. Nitekim böylesi bir Kur'an ziyafetine muhatap olan gayrimüslimlerin farklı ölçülerde etkilenmeleri bunu göstermektedir.

Haftaya ayet ve hadislerden yapacağımız iktibaslarla meselenin farklı boyutlarını izaha çalışalım.


09 Nisan 2009, Perşembe

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 09.04.2009 - Manasını anlamadan Kur'an okumak
 02.04.2009 - Boşamada yetki düzenlemesi
 26.03.2009 - Kur'an'a göre boşa/n/ma prosedürü
 19.03.2009 - Boşama ve keyfîlik
 12.03.2009 - Gurbet ve ölüm
 07.03.2009 - Biat kültürü
 05.03.2009 - Anne-baba hakkı ve ticarî ortaklık
 26.02.2009 - Efendimiz ve ölüm emri
 21.02.2009 - Umuda yolculuk
 19.02.2009 - Ticarette kâr sınırı

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1