09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 ABDÜLHAMİT BİLİCİ

a.bilici@zaman.com.tr

Dağda kalsam beni kurtarır mısın Paşam?

Türkiye, geçen hafta Obama'nın konuşmasına kilitlenmişti, bu hafta ise Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un. Komutanın konuşması, Obama'nınki kadar kısa değildi, ama mesaj bolluğu açısından daha zengindi.

Öncelikle Başbuğ'u cesaretinden dolayı tebrik etmeli. Zira asit kuyularından darbe günlüklerine askerin her açıdan sorgulandığı bir dönemde, üstelik bu eleştiri sahiplerini de davet ederek kamuoyunun karşısına çıkmak önemli bir adım.

Ayrıca bir önceki kuşak komutanlar darbe planlarında ABD için 'sırtlan' derken, onun Obama'nın konuşmasına 9 kez çoğu olumlu atıfta bulunması da dikkat çekiciydi. Kuvvet komutanlarını arkasına alarak Balıkesir'de yaptığı konuşma ne kadar duygusal idi ise Harp Akademisi'ndeki konuşması o kadar bilimsel ve soğukkanlıydı.

Bazı paşalar, demokrasiye saygısından ötürü komutanlarını 'hoca' diye hafife alırken, Başbuğ'un "Asker demokrasi rejimine bağlıdır" vurgusu önemliydi. Terör konusunda devletin yanlışlarından söz etmesi, alt kimliklere saygılı, çoğulcu bir demokrasiden söz etmesi de hoştu. Hele Atatürk'e atıfla 'Türkiye halkı'ndan söz etmesi devrim niteliğindeydi.

Montesquieu'den Weber'e, Huntington'dan Metin Heper'e birçok sosyal bilimciye yaptığı atıflar, konuşmaya renk katarken seviyesini de artırdı. Başbuğ, demokrat aydınların da onayını almak isteyen üslubuyla çıtayı büyük oranda doğru yere koydu. Ama bunun sonucu, bu çevreden gelecek alkışlarla sınırlı kalmaz; iki neticesi daha olur: Birincisi, Başbuğ konuşmasında adı geçen ve geçmeyen saygın isimlerin farklı okuma biçimlerine ve sosyal bilimcilerin eleştirilerine kendisini açmış oldu. Örneğin Başbuğ, Weber'e atfen dinin sosyal, siyasi ve ekonomik alandaki tezahürlerini sakıncalı diye niteledi. Halbuki aynı Weber, kapitalizmin doğuşunu Protestan ahlakına bağlayan bir isim. Başbuğ, değindiği 'cemaat' konusunda Prof. Mümtaz'er Türköne'nin 'Cemaat farkı' yazısını okusa, konuya ne kadar farklı açılardan bakılabileceğini görebilir. Başörtüsüyle üniversitede okuma talebi de aynı. Az sayıda sosyal bilimci bunu laikliğe tehdit görürken, Prof. Nilüfer Göle'den Prof. Elisabeth Özdalga'ya birçok saygın sosyal bilimci bunu modernleşme işareti sayıyor.

Yine Başbuğ'un Konda'ya atıfla yapılan vatandaşlık çalışmasını baz alması, Türk toplumunun dine bakışını ele alan TESEV'in (Toprak& Çarkoğlu) araştırmasını hatırlatmaya kapıyı açtı. Mesela bu çalışma, Türkiye'deki İslam paranoyasının yersizliğini ispatlıyor. Üstelik Başbuğ'un saygıyla andığı Prof. Heper de bu araştırmayı takdir ediyor.

İkinci zorluk, Başbuğ'un bundan sonra atacağı her adımda tutarlılık sınavına tabi tutulacak olması. Çünkü onun ilke düzeyinde ortaya koyduğu, "demokrasiye, hukuka, dini değerlere, etnik farklılıklara saygılı ordu" yaklaşımına kimin itirazı olabilir? 3-5 vicdani retçi ve 5-10 anarşist dışında, herkes böyle bir orduya saygı duyar. Sorun, ilkeler değil, bunların sık sık çiğnenmesi. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan demokrasiye saygı ile bağdaşır mı? 367 krizinde yaşadıklarımızla hukuka saygının alakası var mı? Liste uzatılabilir: Diyarbakır cezaevi, JİTEM'in faaliyetleri, darbe günlükleri, binlerce fail-i meçhul...

Uzağa gitmeden Cihan Haber Ajansı'nın yöneticisi sıfatı ile kendi yaşadığım bir tutarsızlığı paylaşayım. Malum, geçen ay Türkiye Rahmetli Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının kazasına kilitlenmişti. Muhabir ve kameraman arkadaşlarımız da ağır şartlarda bölgede çalışıyordu. Rahmetli meslektaşımız İsmail Güneş'in naşının bulunduğu haber üzerine, arkadaşımız Lütfi Aykurt, gazeteci refleksiyle 4,5 saat yürüyerek bölgeye ulaştı. 15.30'da işi bittiğinde 2500 metre yüksekte hava iyice soğumuş; orada sadece birkaç köylü ile Lütfi kalmıştı. Sağolsunlar, Jandarma Arama Kurtarma ekipleri "Seni burada bırakamayız. Hava soğuyor ve buradan inmen zor, helikopterle götürelim" diyor. Lütfi, helikoptere binmeye hazırlanırken, bir komutan hangi kanaldan olduğunu soruyor ve ajansın adını öğrenince, 'sivil olduğu için helikoptere alamayacaklarını' söylüyor. Lütfi, helikoptere alınan DHA muhabirinin de sivil olduğunu nazikçe hatırlatınca, komutan tersleyip "Nasıl geldiysen öyle inersin" diyerek arkadaşı dağ başında bırakıyor. Evet, çektiği kurtarma çalışmaları gün boyu ekranlarda dönen bir gazeteciye yapılan bu. Salonları anladık, hayati tehlikenin olduğu bir yerde de malum akreditasyon uygulanıyor. Olay bize intikal ettiğinde, sansasyon oluşturmak çok kolaydı. Ama "Kişisel bir hatadır, Mehmetçik bunu yapmaz" dedik. Lütfi, kendisiyle gurur duyduğumuz bir personelimizdi. Ama daha önce bir vatandaş ve bir insandı. Genelkurmay Başkanımız evrensel demokrasi standartlarından söz açmışken, bunu samimi kabul edip sormak istedim: Paşam, dağda kalsam beni kurtarır mısınız?

15 Nisan 2009, Çarşamba

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2