09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 İHSAN DAĞI

i.dagi@zaman.com.tr

Bana ne bu konuşmadan?

Genelkurmay Başkanı konuştu geçenlerde. O günden bugüne, ne dediğini analiz ediyor, anlamaya çalışıyoruz. Şunu demiş, bu analizi yapmış, şu düşünüre atıfta bulunmuş... İyi de, bana ne?

Orgeneral Başbuğ'un konuşması, büyük ölçüde askerin görev alanının dışında. Kimlik, modernite, din nasıl olur da Genelkurmay Başkanı'nın konuşmasının ana gövdesini oluşturabilir? Yurt savunması için eline silah verilmiş bir kurumun başkanının yurttaşlara anlatacağı başka şeyler olmalı. Örneğin, önceki gün bir F-16'nın neden düştüğü... Veya Abdülhamit Bilici'nin açıkladığı, 'akredite' olmayan bir haber ajansı muhabirini 'kurtarma(ma)' olayına ilişkin neler yapıldığı veya yapılacağı... Bunları açıklamaya ne derler acaba?

İçeriğinden bağımsız olarak, komutanların siyasal analizler yapmaları demokratik ülkelerde normal karşılanmaz. Asker, sivil otoritenin altında savunma organizasyonundan sorumludur, ülkenin nasıl ve kimler tarafından yönetileceğinden değil. Türkiye'nin 'özel koşulları'na sığınılıp siyasete, topluma, ekonomiye ve hatta kavramsal dünyamıza müdahale etmenin ne demokrasiyle ne de askerlik işiyle bir alakası vardır. Üstelik Huntington'ın 1957 yılında yayınlanan 'the Soldier and the State' kitabından çağdaş demokratik bir sivil-asker ilişkisi modeli çıkmaz. Zaten amaç da çağdaş bir modeli örnek almak değil herhalde.

Ayrıca 'sivil refleks'in asker-dışı çevrelerde de pek noksan olduğu görülüyor. Öyle olmasa ülkenin neredeyse bütün ulusal televizyon kanalları Genelkurmay Başkanı'nın verdiği bu sunuşu canlı yayınlamazlardı. Kaç gündür Genelkurmay Başkanı'nın dediklerinin şifrelerini çözmeye çalışıyoruz. Birçok demokrat aydın, yazar bile söz konusu konuşmadan 'açılım' çıkardı.

Bu 'dil'i ve 'sunum'u veri alarak tartışmaya başladığımız anda o dilin ve eylemin meşruiyetini de kabul ediyoruz demektir. Komutanlar da tabii ki sosyal ve siyasal olaylara ilişkin fikir ve kanaat taşırlar, ama bunları üniformalarıyla açıkladıklarında 'tartışma kapanır'. Emir-komuta ilişkisi 'tek yorum'a, 'tek hakikat'e izin verir çünkü. Üstelik Orgeneral Başbuğ'un ulus devlet, millet, kimlik, cemaat yorumlarından belli politik sonuçlar ve öneriler çıkar, başka analiz ve öneriler de dışlanır.

Komutanlar düşünce tartışmalarına hazırlarsa, önce üniformalarını çıkarmaları, ellerindeki silahları bırakmaları gerek. Aksi halde 'özgür bir tartışma' olmaz. Ama ille de bunu yapmaları gerekmez. Memleketin askere de ihtiyacı var yurt savunması için. Yalnız bu silahlı güç, din toplum ilişkisinin, modernleşmenin, kimliğin, tarihin, demokrasinin 'doğrusu'nu 'öğretmeye' yeltenirse hem toplumun öz ve özgür tartışmasını bozar hem de kendi işlerinin kapsamı dışına çıkar.

Tamam, asker güvenlik meselelerini anlatsın, dinleyelim; ama güvenlik deyince de içine ne olursa koyuyorlar. Güvenlik şemsiyesinin altına alınmayan hiçbir konu kalmıyor. Bunun adı, 'güvenlikleştirme'; yani, bir iktidar kurma ve meşrulaştırma aracı. Her konu güvenlik kavramının içinde ele alındığından bütün kararların nihai mercii olarak ordu çıkıyor karşımıza. Böylece siyasal ve toplumsal alan 'askerileştiriliyor', neredeyse bütün ülke, bütün alanlar ve bütün karar mekanizmaları 'askerî bölgedir, girilmez' levhalarıyla sivillere kapatılmaya çalışılıyor. O yüzden bu 'güvenlik dil'i çok işlevseldir; iktidar kurar, sivil ve siyasal alanları denetler. Yapılması gereken, bu 'askerîleştirilmiş dil'den uzak durmaktır. Orgeneral Başbuğ'un konuşması bu noktada bir 'masterpiece'dir; bazı liberal demokrat yazarları bile bu 'dil' içine 'angaje' etmiştir. Bu konuşma ve konuşmaya yüklenen anlam ve önem, Türkiye'nin hâlâ askerî vesayet rejimi altında olduğunun bir göstergesi.

Akademik analiz (bazılarının sevdiği bir kelimeyi kullanırsak) 'kisvesi' altında askerin örtülü 'vesayet siyaseti' izlemeyi sürdürdüğünü görmek gerek. Aksi halde, 'sözde sofistike' bir dil çerçevesinde 'vesayet' kendine yeni kanallar açarak yoluna devam eder.

17 Nisan 2009, Cuma

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2