30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 A. TURAN ALKAN

t.alkan@zaman.com.tr

Askerî yargı, Atatürk Anayasası'ndaki yerine: Marş!

Atatürk'ün en büyük siyasî hâtırası niteliğini taşıyan 1924 Anayasası, "Askerî yargı" diye bir kavramı telaffuz etmiyor. 27 Mayıs'ın komitacıları tarafından "geri" kabul edilerek çöpe atılan bu anayasa, asker kişilerin problemlerini genel yargı içinde çözmesi gerektiğine hükmetmişti.

1961 Anayasası, Türk yargı sistemini çatallaştırdı; askerî yargıya anayasal kurum imtiyazını verdi; artık askerî mahkemeler, "asker kişilerin askerî suçları ile, bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara" bakacaklardı. Üstelik bu anayasa, askerî mahkeme üyelerinden bazısının hâkimlik mesleğinden gelmesini bile şart koşmuyordu.

Ne ilginç bir tecellîdir ki, Atatürk'ün Anayasası'na burun kıvırıp çöpe atan darbeci subaylar, 1961'de büyük bir ferâset eseriyle yaptırdıkları anayasayı da beğenmeyerek 1982'de bir yenisini sipariş edince, askerî yargının anayasa içindeki yerini aynen korudular, ilgili anayasa hükmünü aynen muhafaza ettiler ve bununla yetinmeyerek mevcut Yargıtay'a ilaveten bir Askerî Yargıtay, bir de Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (Askerî Danıştay? yani) kurdular.

Tafsilatı uzun: Bu mahkemelere hâkim ve savcı atanmasına Adalet Bakanlığı karışamıyor; bu görevliler "kanun gereği", yine askerî merciler tarafından tayin ediliyor. Askerî Yargıtay ve Danıştay? üyeleri de öyle. Askerî yargının HSYK'sı filan yok; genel hatlarıyla emir-komuta zinciri içinde çalışıyor mahkemeler.

Bu mahkemelerin genel mânâda "askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak" işlenen suçlara ait davalara baktıkları teorik bir varsayım; zira bu mahkemeler, asker kişilerin darbe yapması veya teşebbüsleri konusunda sessiz kalmasıyla tanınıyor. Mahkeme, bazı komutanların siyasî işlere fazlaca meraklı olmasını görev alanı dışında sayıyor. Öyle olması eşyanın tabiatına uygun görünüyor, çünkü askerî mahkemeler, yapıları gereği "bağımsız yargı"nın tabii bir parçası haline gelemiyor; askerî mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunu yine yüksek askerî mahkemeler denetliyor.

Hukuk sistemimiz çift başlı. Anayasa koyucu "âlim" profesörlerimiz, özene bezene "kuruma mahsus" bir yargı icad etmişler. Bunun nasıl bir şey olduğunu fark etmek için meselâ Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün, Emniyet'in, Milli Eğitim'in kendine mahsus bir yargı teşkilatına sahip olduğunu varsayınız!..

Ordu, 1961'den sonra askerî yargıyı, genel yargı içinden çekip çıkararak kendine sistem içi dokunulmazlık alanı inşa etti. İç hizmet kanunundaki o meşhur 35. madde ile görev alanını muğlaklık ve keyfîlik sınırlarına kadar genişletip askerî vesayet hegemonyasını kurdu. O yüzdendir ki muhtelif tarihlerde muhtelif subayların devleti kurtarmak adına tertiplediği suç niteliğindeki eylemler doğru-dürüst soruşturulamıyor, darbelere "darbe" denilemiyor; o yüzdendir ki, meselâ 61 Anayasası'nı önce çiğneyip sonra çöpe atarak anayasa nizamını çatır çatır yıkan 12 Eylül darbecileri hakkında askerî yargı kılını bile kıpırdatmaya lüzum hissetmedi. Bu esnada genel yargının da elini taşın altına soktuğunu söyleyemeyiz; isteyenler 12 Eylül darbesi esnasında yüksek yargı kuruluşlarının pozisyonunu inceleyebilirler; hukuk tarihimizin loş ve boş sayfalarıdır bunlar.

Aklın ve evrensel hukukun gereği çok açık: Askerî yargının, Atatürk Türkiye'sindeki yerine iadesi gerekiyor; anayasa içinde askerî yargıya özel bir tarif ve imtiyaz tanıyacak durumda değiliz artık. Askerî yargının teşkil ettiği çift başlılık, Türkiye'nin gerçek bir "demokratik hukuk devleti" olmasına engel teşkil ediyor. Çift başlı yargı istemiyoruz. Bu kadar açık!..


20 Haziran 2009, Cumartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 20.06.2009 - Askerî yargı, Atatürk Anayasası'ndaki yerine: Marş!
 17.06.2009 - Tam da o esnada hakim bey...
 15.06.2009 - Yazın bu tarihi bir kenara...
 14.06.2009 - Yenilebilir şilt
 13.06.2009 - Mütevelli kızı sevmenin âdâbına dair
 10.06.2009 - Laik düşünce için daha ehil sözcülere ihtiyaç var
 08.06.2009 - Abim damat oluyoor...
 07.06.2009 - Sultan II. Mahmud, mehteri niçin lağvetmişti; açıklıyorum!
 03.06.2009 - Yahu hamâset, biraz hamâset ey komşular...
 01.06.2009 - Karne zamanı

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1