30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 A. TURAN ALKAN

t.alkan@zaman.com.tr

Ordu için, orduya rağmen

Ergenekon veya nâm-ı diğer, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı başkaldırı suçu ve davası"nı düşünelim; binlerce sayfalık iddianameler ve ekleri, sayısı daha şimdiden yüze yaklaşan duruşma, tutuklu ve tutuksuz yargılanan onca insan ve bu yüzden yaşadığımız büyük sarsıntı.

Darbecilikle suçlanan sanıklar, "ordu" faktörü olmasa bu çapta bir cürme kalkışabilirler miydi? Davanın en kritik eşiği, ordu'nun kapısı önündeki eşiktir ve bunu tartışmak mânâsız. Ordumuzun maalesef darbecilik sâbıkası var ve Türkiye'de darbe tasarlayan her kimse orduyu da işe katmak zorunda. Sanıklar da öyle yaptılar fakat bu defa iş tutmadı, deşifre oldular ve şimdi beyhûde gayretle ilk devresini 12-0 mağlup bitirdikleri maçı çevirmeye çalışıyorlar.

Başından beri şunu söyledik: Orduyu siyasî entrika içinde tutmak ve öyle göstermek orduyu zayıflatır; bu, Türkiye'nin gücüne, itibarına, medenîlik vasfına yapılacak en büyük kötülüktür. İtibarını kaybetmiş, vatandaş nazarında kredisi kalmamış, kendi içinde ihtilafa düşmüş bir ordu, Türkiye için zayıflık unsuru olur; bunu istemiyoruz. Böyle söyleyince, "A, siz ordudan hem dayak yiyor hem de askerleri savunuyorsunuz" diye kafa karışıklığı ile suçluyorlar.

Kafa karışıklığı değil ki, sürecin sonu belli. Ordu bu bâdireden zedelenerek çıkacaktır; bu görünür âkıbeti engellemek bir dereceye kadar TSK yöneticilerinin elinde ve irâdesinde. Demokratik hukuka tam riayetle ordu bünyesindeki zanlıları ve eylemlerini karartmadan genel hukukun usulü dairesinde çalışan mercilerle tam işbirliği yapmak. Askerî yargının teşkil ettiği çift başlılığın uzlaşma ile ortadan kaldırılması; siyasî mekanizmalara karşı eşit derecede uzak ve serinkanlı bir tavır takınmak. Tek kelimeyle askerî vesâyet rejiminin avantajlarını bile-isteye terk etmek.

Vesâyet sistemi, orduyu siyasî bir aktör olarak biçimlendirmiş. Orduya biçilen rol, liberal demokrasiler için uygun değil fakat ordu yöneticilerine büyük politik güç bahşeden bir imtiyaz; bu yüzden ordunun yöneticileri şu esnada büyük bir kararsızlık içinde; bir yanda demokrasiye karşı kalkışılmış darbelerle dolu bir yakın tarih sicili, öte yanda darbe heveslilerine hâlâ cesaret veren vesâyet imtiyazları ve kanunî çerçeve; hepsinin üstünde ise Türk Ordusu'nun demokratik saygı ve âhenk çizgisine çekilmesinin, "Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi"ne ters düşeceği endişesi...

Siz buna bir de yerden fışkırırcasına sağa sola serpilmiş silah ve mühimmat cephaneliklerini, orduevlerinde ele geçirilen darbe planlarını ve darbe teşebbüse bulaşmış sanık general emeklilerini ilâve ediniz. Bunca delilin birkaç yıl üstünde üstümüze yağmur gibi yağması tesâdüf olabilir mi? Elbette değil ama suç delilleri de son derece ciddi.

Macun tüpten çıktı ve bu süreç artık geriye işletilemez. Hâlâ şurda burda saklı darbeci unsurlar aktif hale geçebilse bile Türk demokrasisi içinde ordunun mevkii artık ciddi tartışma mevzuu haline geldi. İşin doğrusu, bu dönüşümü kendi irademizle, devleti ve TSK'yı zaafa düşürmeden gerçekleştirmek. Bunu yapabiliriz, bu fırsat ellerimizde: Muhalefetiyle, basınıyla, bürokratik iradeyle tam bir mutabakatla gerçekleştirilecek bu değişim, rejimi ve Cumhuriyet'i düzlüğe çıkarır, güçlendirir.

Kavgaya, gerginliğe, yeni kamplaşmalara gerek yok. Cumhuriyet'ten, demokrasiden, laiklikten, temel hak ve hürriyetlerden ve çağdaşlaşma yolundan dönüş yok.

Bu sarsıntıdan aklımızla, güçlenerek çıkmalıyız. t.alkan@zaman.com.tr


22 Haziran 2009, Pazartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 22.06.2009 - Ordu için, orduya rağmen
 21.06.2009 - Grup toplantısı
 20.06.2009 - Askerî yargı, Atatürk Anayasası'ndaki yerine: Marş!
 17.06.2009 - Tam da o esnada hakim bey...
 15.06.2009 - Yazın bu tarihi bir kenara...
 14.06.2009 - Yenilebilir şilt
 13.06.2009 - Mütevelli kızı sevmenin âdâbına dair
 10.06.2009 - Laik düşünce için daha ehil sözcülere ihtiyaç var
 08.06.2009 - Abim damat oluyoor...
 07.06.2009 - Sultan II. Mahmud, mehteri niçin lağvetmişti; açıklıyorum!

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1