09.09.2010, Per

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

RAMAZAN

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

EKLER


BÖLGESEL

 
 
 

Yazarlar

 AHMET KURUCAN

a.kurucan@zaman.com.tr

Namazların birleştirilmesi

Cem meselesini inceliyorduk. Geçen hafta Efendimiz'in (sas) uygulamalarını ve Hanefi mezhebinin bu uygulamalar ışığındaki görüşlerini anlatmıştık.

Bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, tehlike, hastalık, yolculuk, hava muhalefeti gibi durumlarda Hanefiler hariç diğer üç mezhep cem'in caiz olduğu görüşündedirler. Bunların dayandıkları deliller ve bu delillere bağlı olarak Hanefilere verdikleri cevaplar şöyledir.

"Bir; cem, Efendimiz'in hayatında defalarca kendine yer bulan bir uygulamadır. Nice sahabi de hayatları boyunca cem yapmışlardır.

İki; dinin ruhunda esas olan zorluk değil kolaylıktır. Efendimiz'in umumi manada bu gerçeği dile getiren birçok hadisi vardır. Cem'in yapılmasında gözetilen gaye de zaten budur. Kaldı ki bu, bizim yorumumuz değil, bizzat cem ile alakalı hadisleri rivayet eden ashabın yorumudur. Bununla alakalı olarak "Ümmetini zora koşmak istemedi; ümmetine kolaylık olması için bu tercihi yaptı." gibi sözleri hadis kitapları arasında bulabilirsiniz. Hatta bu hususta Müslim'de geçen ve birçok sahabinin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz, Medine'de mukim olduğu zaman, korku veya yolculuk hali olmaksızın öğle ile ikindi ve akşam ile yatsıyı cem etmiştir. Neden sorusuna ravilerin verdiği cevap hep aynıdır: "Ümmetinden hiç kimseye zorluk çıkarmak istemediği için." (Müslim, Salatü'l Müsafirin, 49)

Üç; Hanefilerin "haberi vahidle mütevatir haber terk edilemez" görüşünü kabulleniyoruz ama cem'e verilen cevazda terk değil, zaruret ve ihtiyaç söz konusu olduğu için tahsis" söz konusudur.

Dört; Hanefilerin cem ile alakalı hadislere getirdiği suri cem'e delalet edebilecek birkaç vakıa vardır; fakat cem hadislerinin hepsine bir bütün halinde baktığınızda suri cem'e delalet etmeyecek hadisler daha fazladır. Kaldi ki cemde böyle bir şeyin şart koşulması ümmet için kolaylık değil zorluk ihtiva eder. Şartlar her zaman suri cem'e uygun olmayabilir."

Bu görüşleri serd eden diğer mezhepler sonucu şöyle bağlarlar: Alışkanlık haline getirmeksizin sadece tehlike, hastalık, yolculuk ve hava muhalefeti gibi sebeplerle cem edilebilir.

Bu bilgiler ışığında günümüze gelince; cem ne asıl ne de azimettir. Aksine ihtiyaç olduğunda kullanılacak bir istisna ve ruhsattır. Dini hassasiyeti olan, her namazı zamanında kılmaya özen gösteren bir mümin, sözü edilen şartlar tahakkuk ettiğinde bu ruhsattan takliden de olsa istifade edebilir.

Pekala cem şartlarının tahakkukuna kim karar verecek? Elbette namazı kılan mümin. Bu hususta objektif bir ölçü belirlemek zordur. Üst başlıklar halinde verdiğimiz haller, son tahlilde bir ihtiyaç veya zarureti ihtiva etmekte. Allah'a karşı sorumluluk, namazı zamanında, erkanına riayetle kılma gibi ilkeler de meydanda. "Namazım kabul olmuştur." şeklindeki vicdan itminanı da subjektik olarak herkesin imanına, bilgisine, duyarlılığına havale. İşte bunlara bütüncül gözle bakan mümin cem için şartların tahakkuk edip etmediğine kendisi karar verecek.

Son husus; hiç şüphesiz namazın vaktinde edası kazasından evladır. Mesela uçak yolculuğu esnasında namazı vaktinde eda edebilecek imkanı var ama ayakta kılmaya izin verilmediği için oturarak kılmak şartıyla. Bu durumda cem mi yoksa oturarak namazı vaktinde eda mı tercih edilmelidir? Oturarak namazı edada, namazı namaz yapan ka'de, rükû, secde gibi birçok şart kamil manada yerine getirilemeyecektir. Bu sebeple fukahanın genel yaklaşımı, Hz. Peygamber döneminde örneğinin olmamasını da ilave ederek, namaza ait erkanın tam-tekmil yerine getirileceği cem'in tercih edilmesi istikametindedir. Velev ki başka bir mezhebi taklid söz konusu olsa da. a.kurucan@zaman.com.tr


22 Ekim 2009, Perşembe

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 22.10.2009 - Namazların birleştirilmesi
 15.10.2009 - Namazların cem edilmesi
 08.10.2009 - Hac ve domuz gribi
 01.10.2009 - Cahiliyye cehaleti
 24.09.2009 - Bayram kutlamaları
 17.09.2009 - Gayrimüslimlere zekât ve sadaka
 10.09.2009 - Kaza, kefaret ve ibadetlerin ruhu
 03.09.2009 - Kişi, zekatın nasıl tasarruf edildiğinden sorumlu mudur?
 27.08.2009 - Ramazan denince
 20.08.2009 - Ramazan ve yenilenme

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1