Peh, peh!) Ona göre liberalizm (münhasıran) kapitalizmin ta kendisi. Liberal olmak, kapitalizmin son versiyonunu savunmak, onunla özdeş olmak demek. Lügatinde liberalizmin siyasî, kültürel, toplumsal, insanî yönleri ve özellikleri hiç yok. Liberalizm, eşittir kapitalizm; boş ver demokratik kültürü falan, siyasî yönleri ise hiç önem taşımaz! Ona göre demokrasi, seçimle gelip gitmekten ibarettir. Ancak kapitalizme tam teslim olunursa bir anlam ve gerçeklik kazanır.
Kesip biçme işini böylece hallettikten sonra, oyununuzu artık rahatlıkla oynayabilirsiniz. "Ben liberal diktatörü tercih ederim!" diyebilirsiniz mesela. "Liberalizmi reddeden demokrasi" diyebilirsiniz. Kavramlar hamurlaşmıştır, istediğiniz gibi yoğurursunuz.
...Halbuki hiç öyle değildir. Kapitalizm, değişken bir aletler, enstrümanlar toplumudur. Kendi aklı ve kişiliği yoktur; aklı ve kişiliği olanların kullanımına, tasarrufuna, yorumlayıp geliştirmesine muhtaçtır. Eğer onu, somut varlığının kıvrımlarına göre kendi başına yürüyen dev ve mükemmel bir "akıllı robot" gibi düşünürseniz; sizin aklınızı da alır, ruhunuzu da. Kapitalizm "benim savaşa ihtiyacım var" dedi, savaş yaptılar. "Benim rezillenmeye ihtiyacım var" dedi, rezillendiler... Demokrasi, kapitalizmin kuyruğuna takıldığı için; insanın ve insanlığın aklı ve ruhu devre dışında kaldı. O kafaya göre 12 Eylül de liberaldir! 24 Ocak ile el ele, kol koladır çünkü. Niye kızıyorsunuz o zaman?
Mesele Batı'nın çelişkileri meselesidir aslında. Ama bunu görmek ve anlamak için; düşünmek, incelemek, okumak yorulmak lazım. Kapitalizmin teknisyeni konumundaki düşünür bozuntularına rağbet ederseniz, kolayınıza geldiği için onlarla hemhal olursanız, hiçbir şey düşünemezsiniz. Sadece kapitalizmin, son ihtiyacına göre size biçtiği kıvrak ve renkli rolleri oynarsınız, alımlı ve çalımlı tavırlarla.
Sahih ve samimi düşünce, "kavramlar" denilen trafik ışıklarını, verimli ve doğru akış için kullanmaya ve berraklaştırmaya çalışan düşüncedir. O ışıklarla oynamak, sahih ve samimi düşüncenin konusu ve işi değil; kapitalizmin aldatmacasıdır. Bu aldatmacayı, düşünür taklidi yapan kapitalist saptırma teknisyenleri yürütür. Popüler, renkli, aksiyon alanında çok becerikli kişilerdir bunlar. Medyayı iyi kullanırlar, kapitalizmin bütün cazibe motiflerinden alabildiğine yararlanırlar. Düşünce özgürlüğünü savunur görünürler ama, belirlenmiş özgürlük alanında kapitalizmi dolaylı yoldan dahi olsa eleştirmek ve farklılaşmasını sağlamak mümkün değildir. Yasak yoktur ama, etkili olma ve ilgi çekme şansı da yoktur. Tam bu noktada, zorlukların getirdiği öfkeden doğan tepkisellikler; kapitalizmin hem işini kolaylaştırır hem de muhalefet arzusuna bağlı olan büyük ama yeterince fikrî şuur kazanmamış birikimleri, çağ dışı gibi gösterme yolunda kapitalizme büyük imkânlar sunar. Yapılan eleştirel hataları ve tepkisel tutarsızlıkları, kapitalizm, en şiddetli yasaklardan daha etkili biçimde ve adeta mizahî ve sihirli keyifle bertaraf eder. Kimse ciddi eleştiri mecalini, cesaretini, sabrını kendinde bulamaz.
Kapitalizmin "yegâne belirleyici" haline getirilmesi, liberal ve demokratik kültürün budanması, hadım edilmesi demektir. Yolun Sonu mu, Büyük Çöküş mü, ne dersen de; insanı ihmal (hatta iptal!) etmenin sonuçları, er geç, şu veya bu dönemeçte karşımıza çıkar.
"Liberal diktatör!"leri kapitalizm az kullanmadı! Kitlelerin "demokratik ve tabii" gelişim kültüründen mahrum kalmasını önce kendisi gerçekleştirdi, sonra da o kitleleri kendi diktatörlüğü ve saldırganlığı altında güya demokratikleştirmeye çalıştı!
Kavram oyunları, öfkeyle, tepkiyle, kavgayla ne anlaşılabilir, ne anlatılabilir, ne de etkisizleştirilebilir. Onlarla konuşacağız, ilişkiler içinde bulunacağız; ama bilgiyle ve bilinçle, ama saygı mecburiyeti doğuran bir ciddiyetle. Ne var ki, bu hayati noktada, oryantalistlerle marjinaller kahredici bir engelleme ittifakı oluşturuyor. a.selim@zaman.com.tr