Aslında bu soru ilk dönemden bugüne fakihlerin kendi aralarında mütalaa ve müzakere ettikleri önemli bir konudur. Mesela fıkıh kitaplarımızda müzakeresi yapılan "sefer-i taat ve sefer-i ma'siye" bu arayışın ürettiği bir ayırımdır. Sefer-i taat ve isyan, Allah'a ve/ya meşru siyasî otoriteye itaat ya da isyanın söz konusu olduğu yolculuk demektir. Bu babta verilen hüküm ise Hanefilere göre her ikisinde de caiz, diğer mezheplere göre 'itaat'ta caiz, diğerinde değildir.
Hemen günümüze gelelim: Değişen ve gelişen hayat şartları, tarzları yolculuk adına farklı kategorilerin üretilmesine sebep olmuştur. Günümüz fukahası yolculuğu iş, tatil ve güvenlik yolculukları diye üçe ayırır. İlk ikisi malum; üçüncüsü ise asker, polis yani güvenlik güçlerinin iç ve dış güvenlik için yapmış olduğu savaş, terörle mücadele türü seyahatleridir. İş ve güvenlik seyahatlerinde yolcuya tanınmış ruhsatlardan istifadede muhalif bir düşünce söz konusu değil fukaha arasında. Çünkü Efendimiz (sas) döneminde seferî ahkâmının vaz'ına sebep olan yolculuklar, zaten bu ikisinden ibaret.
Bu yazının konusu olan namazların cem veya kısaltılma ruhsatı verilmesinde iş ve güvenlik seyahatini tahlil eden fukaha şöyle demektedir: Cem ve taksir, bu ahkamın vaz' edildiği dönem şartları nazara alınarak bakıldığında, zamanın en iyi şekilde kullanılması ve yolcunun bir an önce normal hayata kavuşmasını sağlamak içindir. Zira sözü edilen yolculuk çölde, deve sırtında ve aylarca sürmektedir. Bu şartlara devlet hakimiyetinin olmadığı ya da en az olduğu uçsuz çöllerde yağmacılar, çapulcular, kervan soyan eşkıyaları yani güvenlik unsurunu da ilave etmek gerek. 15 günü aşmayan ikametlerde de aynı hüküm devam eder. Evet yolculuk yoktur ama kişinin normal şartlarda alışık olduğu hayat düzeni de yoktur.
Fakat tatile gelince; işte günümüz fukahasının üzerinde uzun uzun düşündüğü bir konudur bu. Hiç şüphesiz belki de çoklarımız için hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelen tatil amaçlı seyahatlerde zaman problemi, iş ve güvenlik amaçlı seyahatlerdeki gibi değildir. Hatta zamanı insan kendi kontrolü altında tutmakta, özel arabası ile yolculuk etmesi durumunda istediği yerde konaklamakta, uçak, tren, otobüs yolculuklarında ise seyahat takvimini kendisi belirlemektedir. Tatil beldesine geldiğinde ise hayat şartları çölde devesi ile yolculuk yapan insanın sahip olduğu şartlar gibi değildir.
İşte bu farklılık, fukahanın tatil yolcusunun, yolcuya tanınan ruhsatlardan istifade edip etmemesi konusunda farklı mütalaalarına sebep olmaktadır. Varılan sonuç şudur ki; Bazıları ilk dönem fakihlerinin "seferde illet mutlak anlamda yolculuktur" kaidesinden hareketle, hangi amaçla olursa olsun, tatil yolcusunun da seferî ahkamdan istifade edeceğini, bazıları ise tıpkı Ramazan'da seyahat eden bir insanın oruç tutup tutmamaya kendi karar vermesi gibi, namazların kısaltılması veya cem'inde de kararın şahsın kendisine bırakılmasını söylemektedirler.
Dikkat ederseniz burada yolculuk itaat ve isyan değil başka bir tasnif içinde ele alınmaktadır. Dolayısıyla itaat-isyan müzakerelerinde mezhepler tarafından kullanılan "yolculuk yaptığınızda namazı kısaltın" (4/101) ayetinin mutlak olması veya "ruhsatlar masiyet işlemeye dayanak yapılamaz" türünden açıklamalar, bu farklı tasnifin izahında kullanılmamaktadır. a.kurucan@zaman.com.tr