30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 AHMET SELİM

a.selim@zaman.com.tr

Normalleşme en büyük ihtiyaç

Huzursuzluk, kaygı, gerginlik...Domuz gribinin de eklenmesiyle hayatımız adetâ bir korku filmine döndü... Çok fazla bu "endişeli belirsizlikler" yoğunluğu, çok fazla... Sağlıklı düşünmeyi, dengeli yaşamayı, ortalama bir mutluluk eşiğinin oluşmasını engelleyen bir hal içindeyiz.

Nereye varacağı nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bu kadar çok meselesi olmaz bir toplumun.

TV'de başka programlar seyredip biraz rahatlamak isteyenler de iyi durumda değil. Bir vatandaş şöyle diyordu:

"Kötü insan rollerinde ne kadar başarılıyız, adamın oynamasına lüzum yok. Sadece baksın yeter. İnsanın içi dışı negatif elektrik yükleniyor, ruhu daralıyor... Diziler hep bunlarla dolu..." Çok haklı. Hiçbir normal çizgi taşımayan anormallik hikâyeleri sadece bizim dizilerde var.

Bence bir "anormalleşme" süreci yaşanıyor ve normalleşme davetleri hiç etkili olmuyor. Bir sürü müjdeli umutlu çiçeklenmeler ortasında, bir yığın anormallik barındırmayı hazmetmek gerçekten de çok zor.

Eskiden "hadise çıkarmak ister gibi duran tipler" vardı ve hiç sevilmezdi. Şimdi herkeste o tiplerle benzeyen bir taraf var. "Ters bir şey mi söyleyecek, yazacak acaba?" diye kaygı ve korku saçıyorlar.

"Bakalım bugün kime çatmış, kime hakaret etmiş, kimi küçültmüş" merakını yazarlığın raconu sayıyorlar!

Yahu biz, halim selim, muaşeret adabına riayet eden, mazbut, müeddep, sakin insanlardık. Ne oldu bize! Bir hakim hak edene en ağır cezayı verir; ama bunu sevinerek "oh olsun" diyerek yapmaz. Hayatın bin bir türlü hali vardır, bunları olgunlukla karşılamayı bilmeliyiz.

"Aşı olmakta risk var". "Bugünlerde her grip domuz gribi sayılmalı" söylentileri eşliğinde her ailenin zihnini oyan, ruhunu karartan nice tereddütler,... Mesela "Şu okulları 15 gün tatil etsen kıyâmet mi kopardı?" diye haykırası geliyor insanın... "Aşı" ne demektir? Mikroptan virüsten önce, âdeta onun sahtesiyle bünyeyi karşılaştırıp bir alışkanlık ve bağışıklık oluşturmak... Virüs okulların içine dalmış, biz hâlâ aşı lafı ediyoruz... Normal mi bunlar?

Çok anormal. Önce okulları tatil edip virüsle teması mümkün mertebe kesip geriletirsin, o dönemde de yoğun bir aşılamayı hemen başlatırsın, normal olan buydu.

... Boş vakit, mecburiyetlerden sonra kullanabileceğimiz ve istediğimiz gibi doldurabileceğimiz çok değerli bir fırsattır. Vakitler işte geçer, trafikte geçer, rutin tükenişlerde geçer; düşünebileceğin, hayal kurabileceğin, okuyabileceğin, kendini yenileyip onarabileceğin zamanı o boş vakitlerde bulacaksın. Şimdi insanların hiç "boş ve normal" vakti yok. Ya koşuyorlar, ya konuşuyorlar. Hep aynı kısır döngünün etrafında koşuyorlar.

Öyle isimler var ki, her gün birkaç kanalda hep onları görüyorum. İçinde yaşamadıkları, içlerinde yaşatmadıkları bir hayatı konuşuyorlar... Çok yadırgıyorum, hiç alışamıyorum.

Biz, gerçekçilik değil, "gerçeklik" duygumuzu geniş ölçüde kaybetmiş gibiyiz. Negatif olabilirlik duygumuz ise, sonsuza doğru açılmış!

En kötü ihtimali bile, sıradan bir şeymiş gibi, sonucu bizi hiç etkilemez ve ilgilendirmezmiş gibi, sanal bir görüntü oyunuymuş gibi öngörebiliyoruz.

Sevgiyle, itidalle, sabırla, düşünce sorumluluğuyla ve şuuru ile zerre kadar ilgimiz yok ise, biz normal sayılabilir miyiz? Bütünlüğünü koruyor ama çok gelişmemiş olabilir; o normaldir. Ama bütünlüğü sakatlanmış olanın gelişmesi, onun anormalliğinin gelişmesidir ve tekâmül söz konusu değildir. Şunu iyi belleyelim: Normalleşme, bütün gelişmeleri tekâmül'e yöneltir; bunu sağlamak için de daha sakin, daha doğal, daha biz gibi davranmayı mutlaka başarmalıyız, mutlaka. İstikrar içinde demokratikleşmenin başka yolu yok. Doğruyu "doğru" bir üslupla ve metotla vermek, güzeli "güzel" anlatmak, bize iyilikler ve büyük faydalar getirir. Doğruluğu güzelliği, onlardan "iyilikler ve faydalar" sağlayarak yaşamanın liyakat şartı budur. Babamın şöyle bir özel duâsı vardı: "İçimdeki, ruhumdaki, gönlümdeki ifade edemediğim, söze çeviremediğim dualarımı kabul eyle Yâ Rabbi!". Normalleşme niyazımla şimdi ben de aynı durumdayım. a.selim@zaman.com.tr


01 Kasım 2009, Pazar

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 01.11.2009 - Normalleşme en büyük ihtiyaç
 29.10.2009 - Kavram oyunları
 26.10.2009 - Biraz gülümseyelim
 22.10.2009 - Muhalefetsiz demokrasi
 18.10.2009 - Normalleşmeden özgür olunmaz
 15.10.2009 - Yine hatırlatalım; aynı gemideyiz
 11.10.2009 - İnsanlık krizi
 08.10.2009 - Çok yönlü hatalar
 04.10.2009 -  Zorunlu bir özel sohbet
 17.09.2009 - Prof. Şükran Geçgil

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1