30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 ALİ H. ASLAN

a.aslan@zaman.com.tr

Bizim tren Batı'dan uzaklaşıyor mu?

Türkiye, Batı'ya doğru, biraz yokuşlu bir yolda ve epey rotarlı gitse de, istikrarlı şekilde ilerleyen bir trende. Trenin koridorlarında şöyle bir ferahlamak için bile aksi istikamete doğru yürüdüğünüzde, kimileri 'Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor!' diye yaygara koparıyor.

Bu yaygaraların farklı merkez üsleri var. Bir kısmı da Washington'da. Sesi en çok çıkanların başında ise, varlığını İsrail varlığına ve/veya İslam'la mücadeleye adamış bazı düşünce kuruluşları ile onlara hizmet eden Türk ve Amerikalılar geliyor. Propaganda yapmada ve kafa karıştırmada pek mahirler. Türkiye konusunda bilgisizliğin hakim olduğu bir şehirde, bunu başarmak çok da kolay.

Türkiye'deki biraderlerinden de beslenen bu kesimler o kadar etkili ki; mesela Washington Büyükelçiği'ndeki 29 Ekim resepsiyonunda konuştuğum Türkiye için lobicilik yapan bir Amerikalı, bir kısım Türk ve Amerikalı tanıdıklarının kendisine şu tür kaygıları ilettiklerini söylüyor: Türkiye teokrasiye mi dönüşüyor? Erdoğan, Menderes'in yaptığı hataları mı tekrarlıyor?

Soruların geliş biçiminden, hangi ideolojik menbalardan beslendikleri hemen anlaşılıyor tabii. Zehirlenen beyinlerden hangi birine ulaşacaksınız da 'Menderes ülkesine hizmet etmekten başka ne 'hata' yapmıştı da canice asılmıştı?' diyeceksiniz? Ya da 'Acaba Erdoğan Menderes'in hatalarını mı tekrarlıyor, yoksa birileri Menderes'e karşı şenaatlerini Erdoğan'da da tekrarlamak mı istiyor?' diye soracaksınız?

Sahi, şu 'Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor' korosu, askerî vesayet rejiminin halkın demokratik iradesini, hukuku ve tüm uluslararası insan hakları taahhütlerini çiğnediği dönemlerde neredeydi ve nerede? Aynı koro, neden Ergenekon davasında ve son olarak belge skandalında kıskıvrak yakalanan vesayetçilerin günahlarını örtmek için her şeyi yapıyor? Darbecilik ve militarizm, ne zaman Batılılaşmanın şiarlarından oldu? Belli ki bunların amaçları üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.

Tamam, Ankara'nın mesela İsrail ve İran'a yaklaşımlarındaki bazı taktikler, Washington'unkilerle birebir örtüşmüyor olabilir. Obama yönetimi de İran'la angajman yanlısı. Ama birçok Amerikalı gözünde Türkiye, bu işi biraz fazla ileri götürüyor ve özellikle zamanlamasını iyi ayarlayamayarak Tahran'ın nükleer alandaki çalışmalarında şeffaflaşma baskılarına direncini artırıyor. Obama yönetimi de, İsrail'deki katı yönetimin burnunu biraz sürtmek istiyor. Ancak özellikle Başbakan Erdoğan'ın bunu yaparkenki konuşma üslubu ve bazı eylemlerin dozajı, buralarda faydalı bulunmuyor. Ne var ki bütün bu taktiksel farklılıkların hiçbiri, Türk dış politikasında bir stratejik eksen kayması olduğuna delalet etmez. Hele böyle bir ithamın, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlayarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Batı'ya yönelik en büyük adımlardan birini gerçekleştirmiş bir hükümete yapılması büyük insafsızlık.

Eğer birileri bu tür söylentileri Türkiye'yi muayyen bir çizgiye çekmek için psikolojik baskı unsuru olarak kullanmak istiyorsa, bilsinler ki, etkili olamayacaklardır. İster beğenin, ister beğenmeyin, bugün Türkiye'de dış politikada ne yaptığını bilen ve kendine çok güvenen bir hükümet var. Ülkenin bir zamanlar oldukça kırılgan olan ekonomisini ve birbiri ardına yaptığı toplumsal açılımlarla iç istikrarı geliştirerek uluslararası camiada bastığı zemini daha da sağlamlaştırmaya çalışan bu hükümete rota değiştirtmenin tek yolu ise 'ikna'dır. Bence büyük küçük, dost ve düşman, artık bunu çok iyi anlamalı.

Sizi temin ederim ki, halihazırda Washington'da bu gerçeği çok iyi idrak etmiş bir yönetim var. (Beğenmediğiniz Bush yönetiminin bile son dönemlerinde jetonu düşmüş ve Türkiye'yi aklı sıra sopayla hizaya getirme politikasından çark etmişti) Amerikalılar stratejik ilişkilerde bardağın boş tarafından ziyade dolu tarafına bakma eğiliminde. Ankara'dan rahatsız oldukları, yukarıda bazılarına da işaret ettiğim hususlar tabii ki var. Ancak bunları kesinlikle bir sürtüşmeye yol açacak şekilde değil, çok dolaylı şekillerde, ancak uzmanlarının ve muhatapların anlayacağı diplomatik üsluplarla ifade ediyorlar ve etmeye devam edecekler. Tabii bu, onların da izahata ve iknaya ihtiyaçları olmadığı manasına gelmiyor. Zaten ikili temaslar tam da bunun için var. Bu itibarla, aralık başında Washington'da gerçekleşecek Obama-Erdoğan zirvesi büyük önem taşıyor.

O zirvede Washington'un resmî cenahında 'Eyvah, Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor!' psikolojisinin hakim unsur olacağını sanmıyorum. İşin gerçeği, Türkiye'yi geniş veçhesiyle yakından bilen kısıtlı sayıda Amerikalı, bu tür laflara gülüp geçiyor. Geçtiğimiz aylarda bunlar arasındaki çok kıdemlilerden birine söz konusu iddiayla ilgili neler düşündüğünü sormuştum. 'Bu tür şeyleri söyleyenler, Türkiye'yi Batı'sından, Nişantaşı'ndaki kafelerden falan görenlerdir. Mesela memleketin doğusunu bilmezler ve halkı anlamazlar.' cevabını vermişti. Olaylara tarihsel perspektiften de bakma kabiliyeti olan bu mühim zat, şunu demeye getiriyordu: Türkiye ne zaman Batılı hale geldi ki, şimdi Batı'dan uzaklaşıyor olsun!

Sözün özü, Türkiye ile Batı, karşılıklı sevgi, nefret ve kuşku gibi duyguların muhtelif dozajlarda birlikte barındığı kompleks bir müşterek çıkar ilişkisine sahiptir. Tarihin akışı radikal şekilde değişmediği sürece, ikisi de birbirinden vazgeçmez, vazgeçemez. Ve bizim tren, yoluna devam eder...


02 Kasım 2009, Pazartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 02.11.2009 - Bizim tren Batı'dan uzaklaşıyor mu?
 19.10.2009 - Harvard Üniversitesi'nden Türk-Ermeni diyaloğu girişimi
 12.10.2009 - Nobel Barış Ödülü, Obama'yı şahinleştirir mi?
 05.10.2009 - Türkiye'nin İran politikası ABD'den nasıl görünüyor?
 28.09.2009 - Birinci ligde oynamanın riskleri
 14.09.2009 - Güney ruhu, Kuzey ruhu
 07.09.2009 - 24 Nisan sendromuna tamam mı, devam mı?
 31.08.2009 - Türkiye'ye neden Kennedy'ler lazım?
 17.08.2009 - [Washington] Obama'nın sağlık savaşı
 03.08.2009 - ABD, Kürt açılımını neden destekler?

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1