30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 AHMED ŞAHİN

a.sahin@zaman.com.tr

Bana kurban gerekip gerekmediğini nasıl anlayabilirim?

Soru: Kurban konusunda bu sene zorlanacağımı düşünüyorum. Borçlanarak da olsa kurban almalı mıyım? Yoksa kurbanı imkânı müsait olanlar keser, borçlanarak kurban almak gerekmez mi? Bana kurban gerekip gerekmediğini nasıl anlayabilirim?

Cevap: Resûl-i Ekrem Efendimiz'in Medine'yi teşriflerinin ikinci senesinden itibaren meşrû kılınan kurban, (hâli vakti yerinde olan) Müslümanlar için Hanefi'ye göre vâcip, diğer mezheplere göre sünnet olarak kabul edilmiş, ekonomik durumu müsait olduğu hâlde bu mükellefiyetini yerine getirmeyenlerin sevaptan mahrumiyete maruz kalacaklarına da hadis-i şerifte işaret edilerek şöyle buyrulmuştur:

"- Durumu müsait olduğu halde kurbanını kesmeyen namazgâhımıza yaklaşmasın!" Çünkü namazgâhta kurbanını kesenlere verilen sevaptan ona hisse ayrılmaz artık.

Bu ikaz sebebiyle Hanefî âlimleri, kurban kesmenin vâcip olduğunu bildirmişler, durumu müsait olduğu halde kesmeyenlerin vacibi terk etme vebaline maruz kalacaklarına işarette bulunmuşlardır..

Anlaşılan odur ki: "Kim kurban aldığı takdirde geçimine bir sıkıntı gelmeyecek, normal ihtiyaçlarını karşılamakta bir mahrumiyete mâruz kalmayacaksa, ona kurban kesmek gereklidir." Öyle ise ihtiyacından artarak beklemekte olan dört-beş bin lirasından ayıracağı kurban parasıyla kurban mükellefiyetini yerine getirmeli, ömür boyu bunun mutluluk ve huzurunu duymalıdır.

Kurban borçlusu olup olmadığını bir de "kalbine sor" hadîsiyle incelemek mümkündür. Şöyle ki: Resûl-i Ekrem Efendimiz:

"— Biri sana fetva verse de bir de kalbine sor!.." mealinde bir hatırlatmada bulunmuş, böylece hükmünü kesinleştiremediğimiz konularda (günahlarla bozulmayan) kalbin kanaatine bakılabileceğine işarette bulunmuştur.

Öyle ise, bir de kalbimize sormalıyız. O zaman kalbimiz bize cevap verecek, kurban kesip kesemeyeceğimize dâir bir hükmün vicdanımızda oluştuğunu anlayacağız. Bu da vicdani bir kanaat olarak rahatlamamıza sebep olacaktır.

Kurbanın Hanefilerin vacip görüşüne mukabil diğer mezheplerin zenginlik şartı aranmaksızın sünnet olduğu görüşü, kurbanı hafife almaya sebep olmamalıdır. Çünkü sünnetin terk edilmeyen (müekked) kısmı da vacip kuvvetinde sayılmaktadır. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri Medine'deki hayatı boyunca hiçbir bayramda kurbanını ihmal etmemiş, hepsinde kurban kesme titizliği göstermiştir. Sözü buraya getirmişken bir inceliğe daha işarette bulunalım izin verirseniz.

Hanefi'de kurban zenginin borcu olduğundan, aile içinde serveti olan zengin şahısların her birinin kendi adına kurban kesmesi vacip olur. Bu sebeple aile içinde serveti olmayan birinin, "Bu sene de kurbanı benim adıma niyet ederek kesin" demesine gerek olmaz. Çünkü kurban servet sahibinin borcudur. Serveti olmayanın borcu yoktur ki, kurbanın kendi adına kesilmesini istesin. Borç kiminse ödeme de ona düşmektedir. Diğer üç mezhepte ise sünnet olan kurban ailenin hepsine de şamil görülmüştür.

Bütün bunlardan sonra unutulmamalı ki, yoksul ve muhtaç insanlara fazladan kurban göndermenin sevabına sınır yoktur!. Çünkü dünyada yoksulların ihtiyaçlarını karşılayanın, Allah da ahirette ihtiyaçlarını karşılayacağı müjdesini vermekte, ahirette karşılanacak bu ihtiyacın değerini ise, kimse takdir edememektedir. Öyle olunca imkân sahiplerinin gündeminden, ihtiyaç sahiplerinin istekleri hiç çıkmamalıdır... a.sahin@zaman.com.tr


04 Kasım 2009, Çarşamba

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 04.11.2009 - Bana kurban gerekip gerekmediğini nasıl anlayabilirim?
 03.11.2009 - Muhterem hacılarımızın dikkatlerine...
 28.10.2009 - Hz. Ömer, savaştaki kardeş katiliyle barışta nasıl kol kola gezdi?
 27.10.2009 - "Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır!"
 21.10.2009 - Ergun Göze'den: İmansız yaşamaktansa, imanla ölmeyi tercih edercesine inanınız!..
 20.10.2009 - Canan hocamızdan gençlere vakit değerlendirme mesajı..
 14.10.2009 - İhalede rakipleri caydırmak caiz mi?
 13.10.2009 - Toplumda önce insan sonra İslam kardeşliği açılımı
 07.10.2009 - Camiye koşarak gitmiş ama ikazdan da kurtulamamış...
 06.10.2009 - Zaman, neden her geçen gün yükseliyor?

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1