Bu köşenin daimi takipçileri hatırlayacaktır umarım; bundan bir yıl kadar önce iki yazı ile bu meseleyi etraflıca incelemiş ve anne sağlığı böyle bir hamilelik sebebiyle hayatî bir tehlikeye maruz kalmadığı müddetçe çocuğun alınmasının caiz olmadığını ifade etmiştik. Bu hükmün bir ilavesi daha olduğunu da özellikle belirmiştik, o da şu: Söz konusu hayati tehlikenin bertaraf edilmesi ancak çocuğun alınması ile mümkün olacak. Zaten böylesi bir durumda anne rahmindeki çocuğun sağlıklı veya sağlıksız olması, hamileliğin ilk ayları ile doğuma saatler kalması arasında bir fark yoktur hüküm açısından. İsteyenler o yazılara arşivden tekrar bakabilirler.
Pekala neden tekrar gündeme aldın bu meseleyi, diyecek olursanız; hadiseye kader planında yeniden bakmak, iman ve vicdanlara sil-baştan hitap etmek için. Şunu bir kez daha ifade etmek lazım ki bir Müslüman'ın, yani varlığı Allah, kâinat ve insan menşurundan rasat eden bir hikmet insanının, eşya ve hadiseleri yorumlaması, hayatın zorlukları karşısındaki duruşu, daha hususi konuşacak olursak, sakat bir çocuğa sahip olacağına dair aldığı haber karşısındaki tutumu başkalarının tutumundan çok farklıdır.
"Farklıdır" sözü olanı ve olması gerekeni özetleyen bir ifade. Ama yukarıda bahsettiğim gibi aynı mevzu hakkında mütemadi soruların varlığı, maalesef ki olması gereken manzaraya mutabık değil. O zaman 'farklıdır' yerine şöyle diyelim: farklı olmalıdır.
Evet, farklı olmalıdır; çünkü Allah'a imandan ahirete, kadere, imana uzayan bütün inanç esasları bunu emretmektedir.
Farklı olmalıdır; çünkü iman ettiği bu değerlerden nebean eden hukuki ahkam, çocuk anne rahmine düştüğü andan itibaren ona müstakil bir hüviyet tanımakta, et parçası, kan pıhtısı olarak bakmamaktadır.
Farklı olmalıdır; çünkü yine bu değerlerin oluşturduğu dünya görüşü, başkalarından farklı olmayı gerektirmektedir. Müslüman için dünya hayatı bir tarladan ibarettir. Benzetme tarla merkezli olunca, Müslüman da o tarlada çiftçidir. Çiftçi nasıl tarlasına ektiği tohumun, bakım-görüm şartlarına uyduğu takdirde meyvesini mevsimi geldiğinde devşiriyorsa, Müslüman da bu dünya tarlasına ekmiş olduğu amellerin hasılasını ahirette devşirecektir.
Farklı olmalıdır; çünkü mümin vicdanı böylesi bir ihtimal durumunda çocuğun alınmasına evet diyen vicdandan farklıdır. Yapraktan böceğe, kâinatta bulunan canlı-cansız her şeye nazar-ı merhametle bakan bu vicdan, anne rahmindeki o çocuğa, daha az bir merhametle bakamaz. Bu mevzuda "eğer çocuğum sakat olursa, hayat düzenim bozulacak, yaşam standardım altüst olacak, hastanelere, doktorlara, ilaçlara vereceğim paranın had ve hesabı olmayacak" gibi mazeretler, Hak nezdinde geçerli ve meşru mazeretler olamaz. Bu ve benzeri mazeretler hikmetinden sual olunmayan Allah'ın hikmetini itham manası taşır.
Farklı olmalıdır; çünkü Müslüman'ın elinde dua gibi bir silahı, bir sığınağı vardır. Candan, gönülden bir yalvarış, bir yakarışla Allah olmazları olur, olurları olmaz eder. Zira "O'nun ol dediği şey hemen olur, olmamasını dilediği şey de olmaz". Nitekim tıp dünyasını şaşkınlıkta bırakıp literatüre giren nice vakıalar vardır ki bunların sebepler planında izahı, duanın dışında başka bir şeyle yapılamamaktadır.
Hasılı; bu dünya inanan insanlar için bir imtihan dünyasıdır. İnsanın ne ile, ne zaman, nerede ve nasıl imtihan edileceğini ise sadece İlahi irade belirler.
Yazımızı her Müslüman'ın imanın şartları mesabesinde bildiği hakikatleri hatırlatarak bitirelim: "Allah adildir; kullarına zulmetmez" ve "Allah, kullarına takatlarının üzerinde yük yüklemez." a.kurucan@zaman.com.tr