09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 EKREM DUMANLI

e.dumanli@zaman.com.tr

[Suskun Türkiye 1] ALEVİLER

Farz edin ki siyasi bir partinin, mesela MHP'nin ya da AK Parti'nin, kasasında bir belge çıksın ve o belgede Alevileri sokağa dökmek üzere bir plan yapıldığı görülsün.

Yer yerinden oynamaz mı? Bu muhal ve uç örneği bir kenara bırakıp daha anlaşılabilir bir kıyasa geçelim. Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek üzere hükümete bağlı bir istihbarat örgütü (MİT gibi Emniyet İstihbarat gibi) içinde gizli bir çalışma yapıldığı ortaya çıksaydı Aleviler nasıl bir tepki verirdi? Yer yerinden oynamaz mıydı? Neden? Çünkü hem Emniyet hem Milli İstihbarat netice itibarıyla sivil iradeye bağlı çalışmaktadır. Dolayısıyla cuntaya itiraz etmek kadar sıkıntılı bir durum söz konusu değildir.

Altında Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzası bulunan belgenin adı 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' olarak şöhret şiar oldu. Sebebi gayet basit: Bu bilgiyi ilk defa haber yapan Taraf Gazetesi manşetinde bu cümleyi kullanmıştı. Bu başlığı da hak ediyor bu belge. Çünkü AK Parti'yi yok etme adına aşama aşama atılacak adımlar bu planda geniş geniş anlatılıyor. Fethullah Gülen ve onu sevenlerle ilgili utanç verici tuzaklar da bu planda rahatlıkla görülebiliyor. Evlere silah bırakmak, sonra o masum insanları 'silahlı örgüt üyesi' olmakla suçlamak gibi akla hayale gelmedik, vicdanları sızlatan planlar yapılmış. Ancak şu soruyu yüksek sesle sormak şart: Malum eylem planı sadece AK Parti ve Gülen'i mi hedef alıyordu? Hayır. Toplumun hemen her kesimini, siyasetin hemen her parçasını kapsam dahilinde tutan bir sinsi plandan bahsediyoruz; sıradan bir hadiseden değil...

Mesela Aleviler ile ilgili bölümde deniyor ki: 'Ev baskınları kapsamında Alevi düşmanlığını körükleyici bilgi ve belgelerin bu evlerde bulunması sağlanacaktır.' İnsanın ruhunu karartan bir cümle bu. Çağrışımları bile insanın yüreğini sızlatıyor. İster istemez insanın aklına 'Acaba Maraş'ta da böyle mi oldu, Sivas olayları da böyle mi tertiplendi, yoksa Çorum'daki mezhep kavgası da bu tarz bir psikolojik harekâtın bir parçası mıydı?..' gibi sorular geliyor...

Bu vahim manzara karşısında Alevileri temsil ettiği söylenen kişilerden yeterli bir tepki göremedim. Bir televizyon programında bir adamın sürçü lisan ederek yaptığı büyük yanlışa verilen tepki kadar bile önemli bir reaksiyona rastlamadım. Söz konusu belge Genelkurmay'da hazırlandı diye bu kadar suskun davranılıyorsa bu yanlış bir tutumdur; zira hepimizin büyük saygı duyduğu ordumuzun kıymeti ayrı bir konu, ordu içinde yetkisini aşarak cunta ve darbecilik yapanların planlarına karşı çıkmak ayrı bir konudur. Şu anki suskun manzara öteden beri dillendirilen bir kuşkuyu daha da güçlendiriyor. En azından ortaya çıkan bir imaj sade Alevileri daha da rahatsız eder. Öteden beri söylenen şu: Bazı Alevi örgütler ve liderler bu güzelim kitleyi derin yapıların arka bahçesi gibi kullanmak istiyor.

Sade bir Alevi'nin 'arka bahçe' olma konusundaki onurlu duruşu bellidir. Asla böyle bir şeye müsaade etmez. Ancak başta DHKP-C olmak üzere Alevi gençleri örgüt üyesi yapmak için çırpınan yapıların varlığı da bilinen bir gerçek. Çatışmalar sırasında ölen örgüt üyelerinin cem evlerinden törenle kaldırılması bile büyük rahatsızlıklara sebep oluyor ama bu duruma müdahale etmekte zorlanılıyor. Siyasi manada Alevilerin kullanılmasını sol partiler, özellikle de CHP yapıyordu. Onun da işler sarpa sardığında Dersim olaylarına nasıl baktığı açığa çıktı. Oysa yakın zamana kadar CHP laiklik güzellemesi yaparak Alevi vatandaşlarımızı 'Laikliğin teminatı Alevilerdir' diyerek bu barışçı kitleyi siyasi blok haline getirmeye çalışıyordu. Bu propagandanın zirve yaptığı dönem Cumhuriyet mitinglerinin düzenlendiği zaman dilimine tekabül ediyor. 'Cumhuriyetin ve laikliğin teminatısınız' propagandasının derin yapılarca yürütüldüğü de aşikârdır. Neyse ki Aleviler, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Dersim katliamını savunmasına demokratik tepkilerini gösterdi. Yeter mi? Hayır. Çünkü siyasi bir partiye tepki göstermek kolay, asıl yapılması gereken, hukuki çerçevesini aşarak faaliyet gösterip Alevileri çatışmanın içine çekmeyi hedefleyen derin organizasyonlara karşı demokratik bir duruş sergilemek.

Sünni kesime düşen Görev

Mesela Alevi derneklerinden Ergenekon örgütü ile ilgili demokratik bir tepki yeterince gelmedi. Oysa bu örgütün Aleviler hakkında oluşturmak istediği kaos biliniyor. Mesela Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız'a suikast planladıkları ortaya çıktı. Plan deşifre olunca Ali Bey böyle bir iddiaya inanmadığını söyledi; ta ki Ergenekon savcıları belgeleri Balkız'a gösterinceye kadar. Sonra 'İnandım, dehşete düştüm.' dedi. Ama hâlâ Alevi örgütlerinden önemli bir bölümü Ergenekon örgütüne karşı suskun. İşte bu anlaşılmaz bir durum... Büyük çoğunluğu oluşturan sade ve samimi Aleviler için mahcup olunacak bir durum yok ortada. Çünkü bu insanların toplumsal barışı tehdit ederek kardeş kavgasını destekleyecek bir tutumu yok. Ancak her derin organizeye Alevileri ortak etmek için çırpınanların varlığı da ortada.

Türkiye daha şeffaf bir toplum olma yolunda hızla mesafe alıyor. Artık bu saatten sonra hiç kimse hiç kimsenin arka bahçesi olarak kalmayacak; daha doğrusu hiç kimse hiç kimseye 'Ben bir şeyler yapacağım ama sen kulaklarını ve gözlerini kapa' diyemeyecek. Çünkü bilgi çağının en parıltılı dönemini yaşayan insanımız hiçbir şeyin gizli kapaklı kalmadığını, sinsi planların altüst olduğunu görüyor ve artık bu mevzuların açıktan açığa konuşulması gerektiğini düşünüyor. Haksız da sayılmazlar. Dünya daha şeffaf, daha özgürlükçü bir ufka doğru yürüyor. Aleviler de artık kapalı bir toplum olmaktan çıkmak, çok sesliliğe, katılımcılığa ayak uydurmak istiyor. Bu durum karanlık yapıları huzursuz ediyor; ancak yapacak bir şey yok. Sünni kesim de Alevilerin demokratik taleplerine saygı göstermeli ve onlara destek olarak toplumsal barışa katkı yapmak zorunda...

YARIN: KÜRTLER


 

 


17 Kasım 2009, Salı

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2