İslâm dünyasında modernleşme hareketleriyle ilgilendiğini biliyordum, çünkü bu konuda çeşitli dergilerde yayımlanmış bazı makalelerini okumuştum. Mesela Muhafazakâr Düşünce'de yayımlanan "Gelenekselciliğin Pınarları: Edmund Burke ve Ahmed Cevdet" başlıklı makalesi ilgimi çeken yazılarından biriydi. Birkaç ay önce İslâm'da Modernleşme (1839-1939) adlı muhalled eseri postadan çıkınca şaşırmadım; çünkü ondan böyle bir çalışma bekliyordum.
İslâm'da Modernleşme'nin bu konuda son yıllarda yapılmış en geniş ve derinlikli çalışma olduğunu söyleyebilirim. Prof. Dr. Şerif Mardin'in uzun bir sunuş yazısıyla Lotus Yayınları'ndan çıkan kitap tam 872 sayfa.
Gencer, çoğunlukla yabancı kaynakları kullandıkları için İslâm tarihine ve medeniyetine çok zaman farkında olmadan oryantalist kalıplarla yaklaşan araştırmacıların aksine, Arapçayı da, Osmanlı Türkçesini de iyi bildiği için bu medeniyetin kaynaklarını ve kavramlarını ustaca kullanarak farklı bir bakış açısıyla ve yepyeni bir kavramsallaştırmayla karşımıza çıkıyor. Prof. Dr. Şerif Mardin'in sunuş yazısında, İslâm dünyasının modernleşme sürecinde yaşadığı problemlerin kaynağına inerek bu problemleri aşmak için genelde İslâm, özelde Türklerdeki İslâm düşünce tecrübesinin taşıdığı potansiyeli belirlemeye çalışan Gencer'in çalışmasının önemi vurgulanmış. "Çığır açıcı" bulduğu eseri "hem keyfiyet, hem kemiyet itibariyle büyük bir eser" diye öven Mardin'e göre, "sömürge sonrası paradigmalara meydan okuyan tek örnek olarak Türk İslâm yorumunun tarihî anlamının bu tür mukayeseli bir perspektiften tespiti, modern İslâm incelemelerine yeni bir boyut getirerek Batılı araştırmacıların ezberini bozacaktır."
Şerif Mardin'in eser hakkındaki bir tespiti de şöyle:
"Eserin büyüklüğü, yazarın konuyu 'evrensel' bir perspektiften incelemesinden kaynaklanıyor. Bundan kasıt, Doğu ve Batı'yı kuşatan, bütüncül, çok-katlı bir mukayeseli perspektiftir. İslâm dünyasının modernleşmesi, temelde Batı'nın kültürel etkisinden kaynaklandığı için akültürasyon kaynağı Batı'daki dönüşüm kavranmaksızın Doğu dünyasının zorlandığı modernleşmenin de kavranamayacağı tabiidir. Bu yüzden Gencer, önce bizzat Batı'nın yaşadığı modernleşme tecrübesinin mukadderatını tespit ediyor. Onun tespitine göre 'sekülerleşme' de denen Batılı modernleşme, bir 'evrensel âdil düzen' kurma fikrinden kaynaklanıyor. O, Batılı modernleşmenin arkasında yatan bu 'kozmopolis ve teodisi' münasebetini keşfetmek suretiyle modernleşmelerin etkileşimini bir medeniyetler karşılaşması olarak ele alıyor."
Şaşırtıcı zenginlikte bir bibliyografyaya dayanılarak yazılan İslâm'da Modernleşme'de kullanılan dil de, daha çok yabancı literatürü kullanan siyaset bilimcilerin muğlâk, dolambaçlı, tercüme kokan dillerinden çok farklı. Gencer'in kitabı sadece muhtevasıyla değil, bildiğini iyi bilen ve dili iyi kullanan bütün yazarların metinleri gibi vuzuhu ve rahatlığıyla dikkati çekiyor. On üç bölümden oluşan kitapta o kadar çok mesele tartışılıyor ki, bir gazete yazısı çerçevesinde bunlara birer cümleyle bile değinmek mümkün değil. Benim de azçok ilgilendiğim meseleler ele alındığı için en dikkatli okuduğum bölüm, "Gelenekselcilik" başlığını taşıyan dördüncü bölüm. Bu bölümdeki "Pasif Gelenekselcilik", "Aktif Gelenekselcilik" kavramsallaştırmasını çok önemsediğimi belirtmek isterim. Özellikle muhafazakârlığın ünlü teorisyeni Edmund Burke ile Ahmed Cevdet Paşa'nın bütün yönleriyle karşılaştırıldığı sayfalarda son derece önemli tespitler var. Kısa bir paragrafı okuyucularımla paylaşmak istiyorum:
"Ahmed Cevdet'i 'aktif gelenekselcilik' kategorisine sokan, geleneğin, aynı zamanda kendisini yaşatacak yeniliklere açık yönünü de temsil, geleneğin dinamizmi için 'güzel yenilik' anlamında değişimi kabul etmesidir. O da tıpkı Burke gibi geleneksel düzenin hayatiyetini iki temel ilkeye riayete bağlı görür: 'Koruma ve düzeltme', diğer bir tabirle düzelterek koruma. Cevdet, bu ilkeleri, çöküşün temel sebepleri olarak tersinden ifade eder: 1. Kanun-ı kadime muhalefet, 2. Çağın gereklerine uymamak. O geleneğe aykırı köklü değişiklikler kadar, vuku bulan olumsuz değişimi becermek üzere reforma girişmedeki aczi de ülkeler için tehlikeli görür."
Yeri gelmişken, muhafazakârların bu paragrafta açıklanan temel görüşünü büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Beka içinde yenilenme, yenilenme içinde beka" şeklinde formülleştirdiğini hatırlatmak isterim. Bilindiği gibi, aynı görüşü Yahya Kemal "imtidad", Ahmet Hamdi Tanpınar da "Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek" şeklinde ifade etmişti.
Bedri Gencer'in eseri okunmayı ve tartışılmayı hak ediyor..
|