30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 A. TURAN ALKAN

t.alkan@zaman.com.tr

Kâbe derûnunda kıble gerekmez

Alışveriş tanrısının kulları, artık mahalle aralarındaki küçük tapınaklarla yetinmiyorlar; onlar da birbirinden kopuk ve perakende küçük hâcet tanrıcıklarına arz-ı ubudiyet edip imanlarını küçük derelere selsebil etmektense kendi çaplarında vahdeti arıyor, inananlarla inanılan şey arasındaki râbıtayı dişe dokunur hale getiren, yücelten ve uhrevileştiren büyük tapınaklarda, AVM'lerde huzuru arıyorlar.

Alışveriş tanrısının âmiri piyasa tanrısı, iman arayışındaki bunalmış kitlelere şöyle sesleniyor: "Ey iman edenler, harcayın ve selâmete erişin; biz ahir zaman tanrıları, aslında hep aynı hakikatten farklı sûretler gösteren birer kristal yüzeyi gibiyiz. Önemli günlerini hediyeleşmeden geçirenler zinhar ziyandadır. Şeytan size, 'Ne gerek var, tutumlu olalım' diye sağınızdan ve solunuzdan ve önünüzden ve arkanızdan sinsice yaklaşıp seslenir. İğvasına kapılmayın. Harcayacak kadar kazanabilenler kardeştir. Şimdilik param yok diye ye'se kapılmayın; kredi kartlarınız, sizleri tarağın dişleri gibi eşit kılar. Ne mutlu kartının hakkını verebilene; tüketiniz, mutlak hakikate garkolunuz..."

İnsanlar huşû, neş'e ve ümit içinde giriyorlar tapınağa. Yola çıkmadan bedenî ve rûhî kirlerden arınmak için banyoya giriyor, en temiz elbiselerini giyiyor, saçlarını tarayıp güzel kokular sürünüyorlar. Mâbedin otoparklarında mahşer ânının ambiyansını hatırlayıp korkuyla titreyerek aceleyle sığınacak bir gedik arıyorlar; "Ya dışarlarda kalırlarsa, ya mâbed onları kabul etmezse!.. Sonra fevc fevc giriliyor tapınağa; kapıda lâhutî bir musiki sarıp sarmalıyorlar ve şöyle sesleniyor sanki, "Gelin kucağıma, doğru yerdesiniz ve doğru bir istikamet üzerinde ilerlemektesiniz! Gel, kim olursan ol yine gel, burası ümitsizlik dergâhı değildir..."

Cennet böyle bir yerdir; altında buz pateni pistleri, led ampullerden meyveleri olan plastik ağaçları, sıcak çikolata akan nehirleri olan huzurun damıtıldığı bir yer. Orada huriler vardır; tezgâhların ardında daima güleryüzle size hizmet etmek için âmâde bekleyen, bakımlı, eli yüzü düzgün, akça-pakça ve prezantabl genç kızlar; onlar, sanki bir aileleri yokmuş, sanki bir fanî ana-babadan doğmamış, sanki hep orada insanlara gülümseyip hizmet etmek için halkedilmiş gibi gözlerinizin içine bakarlar. Onlara ne yorgunluk ilişir ne de keder... Yakışıklı ve şık delikanlılar kezâ.

Devâsâ tapınak hayat kokmaktadır; Amerikan kahvesi, süttozu, parfüm ve taze meyve. Fâni dünyanın telâşesi ve çirkinlikleri üzerinizdeki gökkubbenin dışında, çok uzaklardadır. Mâbedleriniz çok iyi yalıtılmıştır; orada ne üşür ne de terlersiniz. Acıkanlar için adım başı birbirinden leziz yiyecekler sunan kiosklar, kafeler, sâdık havarilerin mübârek adını taşıyan restoran zincirlerinin iri baklaları vardır. Üst kattaki hayalhânelerinde güzel rüyâlar görmek isteyen günahkârlar için iki saatte bir tekrarlanan sinema seansları biteviye akıp durmadadır. Zemin kattaki cehennem derinliklerini andıran bodrum katlarında ne olup bittiğini kimse merak etmez; orta katlarda piyasa dininin azizlerini temsil eden uhrevi acentaların mağazaları dizi dizi sıralanmıştır; biz onları yekdiğerinden tefrik etmeden aziz tutar, hürmet gösterir ve ürünlerini huşû ile tüketiriz.

Orası, her türlü kötü niyetliye karşı korunmuş emin bir yerdir; farz ve sünnetlere aykırı davranışlarda bulunmak kimsenin aklından geçmez bile; kutsal güvenlik görevlileri, gerektiğinde görünür duruma geçen iyilik melekleri gibi bizleri çepeçevre kuşatmıştır ve orası ne mübarek bir yerdir ki içinde nasıl zaman geçtiğini bilmeyiz; AVM'yi bir gören bir daha görmek, hatta oradan hiç çıkmaksızın bir fetüs gibi mabedin rahminde ebediyyen yaşamak ister.

Haliyle AVM'lerde mescid aramak münafıklıktır; orası bir devâsa mesciddir zaten. Kâbe derununda kıble iktizâ etmez!


02 Ocak 2010, Cumartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 02.01.2010 - Kâbe derûnunda kıble gerekmez
 30.12.2009 - Kozmik sırrı ifşa ediyorum!
 28.12.2009 - Klarinet
 27.12.2009 - Kulaasma!
 26.12.2009 - Demagoji yapıyorum!
 23.12.2009 - Çarmıh empatisi!
 21.12.2009 - Savunmak veya savunamamak...
 20.12.2009 - Şehâdet bir, gazilik iki, istihbarât üç...
 19.12.2009 - Başbuğ istifa!
 16.12.2009 - Sessiz sedâsız bir 'açılım' daha: Kıbrıs!

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1