30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 SÜLEYMAN SARGIN

s.sargin@zaman.com.tr

Ben bunu onun yüzüne de söylerim

Gıybetle alakalı içine düştüğümüz en büyük yanlışlardan biri de "Ben bunu onun yüzüne de söylerim." tesellisidir(!)

Gıybet, "Bir kişinin, yüzüne söylediğiniz zaman hoşlanmayacağı bir şeyi gıyabında konuşmak" olarak tarif edildiğinden sanki yüzüne söylemiş olmak, arkasından konuşmayı günah olmaktan çıkarıyormuş gibi yorumlanıyor. Hâlbuki tarifte de açıkça görüldüğü gibi gıybetin ölçüsü yüzüne söylendiğinde o kişinin bundan hoşlanmamasıdır. Yüzüne söylediğinizde hoşlanmadıysa, arkasından söylemeniz tamamen gıybet olur. Dolayısıyla şeytanın gıybeti meşrulaştırmak için ürettiği mazeretlerden biri olan "Yüzüne de söylerim ya da söyledim." ifadesinin hiçbir anlamı yoktur.

Bir insan hakkında "Aval aval yüzüme baktı." gibi basit görünen bir söz bile, duyduğu zaman muhatabın hoşuna gitmeyecekse gıybettir ve haramdır. Yalan söylemek, zina etmek, hırsızlık yapmak ve namazı terk etmek gibi haramdır. Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a, ahirete inanan, namaz kılan ve dine hizmet eden insanların gıybetten kurtulamamaları, çok hazin ve garip bir çelişkidir. Aslında bu tavır, dinin bir yanını kabul edip gereğini yapma; diğer bir yanını arkaya atma demektir.

Bazı insanlar, kendileri aleyhinde konuşulmasından ve gıybetlerinin yapılmasından dolayı mukabele hakkına sahip olduklarını zannedebilirler. Birileri onları çekiştirip gıybet edince, onlar da başkalarının gıybetini yapmayı ve kendilerini çekiştirenler hakkında ileri geri konuşmayı mubah gibi görebilirler. Oysaki günahlar zatında günahtır; insanların çoğunun bir günahı işlemesi onu günah olmaktan çıkarmaz ve bizim de o günahı işlememize mazeret olamaz.

Kur'an, maalesef çok ciddiye almadığımız alaylı bir işareti bile gıybet saymaktadır. Hümeze Sûresi'nde, "Vay haline her türlü hümeze ve lümezenin; yani, insanları arkadan çekiştiren, küçük düşüren, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin!" buyrularak meselenin ciddiyetine vurgu yapılmaktadır. Buna göre, birinin paltosunun uzunluğunu-kısalığını bile serrişte etmek, arkasından kaş göz işaretleriyle alay etmek, dinin gıybet saydığı davranışlardır. Ve bu gıybeti bir hadis-i şerif en yakın mahremiyle zina etme ölçüsünde büyük günah olarak anlatmaktadır.

Gıybet, hem Allah hakkını hem de kul hakkını ihlaldir. Allah'ın açıkça yasak ettiği bir fiili işlediğimizden dolayı hem günahımıza tevbe etmeli hem de gıybetini yaptığımız kardeşimizden helallik dilemeliyiz. Ne tek başına tevbe ne de sadece helallik talebi üzerimizden gıybet günahını kaldırmaya yeter. İkisi beraber olmalı ki ahirete üzerimizde bu gıybet yüküyle gitmeyelim.

Bu sebeple insan daha baştan diline kilit vurmalı, hiçbir kardeşi hakkında arkadan konuşmamalıdır. İnsan sonuçta özür dileme mecburiyetinde kalacağı bir işi yapmaktan daha işin başında uzak durmalıdır. Fakat bir şekilde bu günaha girmişse, bu çirkin işi bir daha yapmamak için o kardeşiyle daha ilk karşılaşmasında, arkasından söylediklerini yüzüne ifade etmeli ve "Senin hakkında şunları söyledim; ne olur hakkını helal et." demelidir. O çirkin sözlerin ağırlık ve mahcubiyetini yaşamak ve pişman olup bir daha aynı çirkinliğe düşmemek için bu tavır çok önemlidir. Bazen "Senin hakkında böyle bir şey demiştim" itirafı karşı tarafın gönlünde bir ukde meydana getirebilir. Öyleyse, neticede gidip "Hakkını helal et!" diyeceğimiz, muhatabımızın içinde bir ukde hâsıl edecek sözlere karşı baştan tavır koymalı ve gıybete karşı ağzımıza fermuar çekmeliyiz.

Kur'an-ı Kerim'de "Ölmüş kardeşinin etini yemek"le (Hücurat Sûresi/12) eşdeğer görülen gıybet, öyle büyük bir beladır ki ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi insanın salih amellerini ve sevaplarını yer bitirir. Allah'a kullukta mesafe almak isteyen, O'na yakın olmayı ve 'rıza'ya ermeyi hedefleyen her mü'minin öncelikli meselesi, dile musallat olan bu beladan kurtulmaktır. Bunun için kendi aramızda tedbirler geliştirmeli, çareler üretmeliyiz. Sık sık beraber olduğumuz arkadaşlarımızla gıybet etmeme mukavelesi imzalayıp sadaka, ertesi gün nafile oruç, o gece yüz rekât nafile namaz gibi belli yaptırımlarla bu illetin önünü almaya çalışmalıyız. Aksi halde düşe kalka yürüdüğümüz bu yolda bir türlü mesafe alamaz ve maksudumuza nail olamayız.


08 Ocak 2010, Cuma

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 08.01.2010 - Ben bunu onun yüzüne de söylerim
 01.01.2010 - Gıybet olmasın ama...
 25.12.2009 - Kerbelâ'da neler yaşandı?
 18.12.2009 - Aşûre Günü'nün 10 mucizesi
 11.12.2009 - Zemzem nasıl içilir?
 04.12.2009 - Medine ana kucağı gibi sıcak
 27.11.2009 - Bugün hacda üç bayram birden yaşanıyor
 20.11.2009 - Üzerine yemin edilen on gece
 13.11.2009 - En tehlikeli virüs hangisi?
 06.11.2009 - Bu devirde babana bile güvenme!

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1