30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

Yazarlar

 EKREM DUMANLI

e.dumanli@zaman.com.tr

'Rezalet'in asıl sebebi

Geçtiğimiz hafta içinde İstanbul'da düzenlenen NATO Savunma Bakanları Gayri Resmi Toplantısı eşine ancak Türkiye'de restlanabilecek garipliklere sahne oldu.

Toplantıyı izlemek için çalışan gazetecilerin tamamı büyük sıkıntılar yaşadı. Gazetecilerin kayıtlı olduğu web sitesi çökmüş. Pek çok medya mensubu görevini ifa edebilmek için oradan buraya savruldu. Buna rağmen önemli bir kısmı giriş izni alamadı. Ortada ya beceriksizlik var ya da büyük bir ihmal. Yeni Şafak'ın cumartesi günkü sürmanşeti durumu özetliyor: "Nato'da bir garip rezalet"

Gazetecilere uygulanan akreditasyon rezaletinin sorumlusu kim; o da tam bilinmiyor. Aralarında STV ve TV NET'in de bulunduğu bazı gazeteciler akreditasyon işlemlerini önceden yaptırdıkları halde salondan çıkarıldı. Bu suçu kim işledi belli değil. Ortada asker tıraşlı genç bir adam dolaşıyor ve kameralar karşısında 'Bu kart size yanlışlıkla verilmiş' diyor. Etrafındaki adamlar ona 'Komutanım' dediğine göre bizim Genelkurmay'a sormak gerekiyor o işgüzarı. Çünkü toplantı NATO Savunma Bakanları ile ilgili. Dolayısıyla ev sahibi Savunma Bakanı Vecdi Gönül.

Bütün bu yaşananlar bir kenara. Asıl şu manzara üzerine Türkiye'nin bir daha düşünmesi gerekiyor. NATO'ya bağlı ülkelerin savunma bakanlarını ağırlayan toplantıya Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ katılmadı. Niçin? Bazı haberlere göre toplantıda protokol krizi çıkmış. Neden, biliyor musunuz?

Türkiye'de uygulanan protokol uygulamasına göre Genelkurmay başkanları Savunma bakanlarından önce geliyor. Silsile şöyle: Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı... Genelkurmay başkanı yargının da önünde siyasi hiyerarşinin de. Dünyada böyle bir protokol sıralaması yok tabii ki. Genelde genelkurmay başkanları savunma bakanlarına bağlı ve protokol gereği bir hayli gerilerde yer bulabiliyor kendilerine.

NATO üyelerinin savunma bakanları bir araya gelince dünyadaki uygulama ile Türkiye'de uygulanan protokolün farkı ayan beyan ortaya çıkıyor. Uluslararası standartlara uyulsa Sayın Başbuğ arka sıralarda yer alacak; Türkiye'deki bürokratik hiyerarşi bozulacak. NATO üyesi olmanın gereği yerine getirilmeyip Türkiye'deki silsileye riayet edilse dünya bizi ayıplayacak ve NATO'nun kimyası bozulacak.

İşte Türkiye'deki asker-sivil ilişkisinin dünya standartlarından kopuk olduğunu gösteren gerçek fotoğraf bu. Normal bir demokraside uygulanan protokol bu ülkede bir anda geçersiz oluveriyor. Hatta yasalarımızda Genelkurmay Başkanı'nın Başbakan'a (daha doğrusu sivil otoriteye) ne derece bağlı olduğu bile muğlak ifadelerle geçiştirilmiş. 'Başbakan'a karşı sorumludur' denmesi bile istendiğinde yanlış bir manaya çekilebilmekte. Mesela bazen 'Sorumlu demek, bağlı demek değildir' gibi laflar da ediliyor. Niçin? Çünkü Başbakan'a bağlı olsalardı bir gece yarısı bir genelkurmay başkanının keyfi yerine gelsin diye muhtıra vermezlerdi. Bütün darbeler, muhtıralar, lahikalar, fişlemeler sivil otoritenin muhkem bir kanuni çerçeveye oturtulmamasından kaynaklanıyor...

'Ne yapalım, Türkiye'nin özel şartları var' demekle asker-sivil ilişkisindeki çarpıklığı örtbas etmek mümkün değil. Türkiye'nin 'özel şartları'ndan ille de bahsetmek gerekiyorsa darbecilik ve cuntacılıktan söz etmek gerekiyor. Daha birkaç gün önce Zir Vadisi'nden çıkan silahlarla ilgili askerî mahkeme bir subaya ağır cezalar verdi. Üstelik o ceza sadece mühimmat üzerinden kesilen bir cezaydı. Sivil yargı bu işin örgütlü kısmını soruşturuyor. Oradaki iddialar daha vahim. Ergenekon soruşturması, Poyrazköy soruşturması, Diyarbakır davası... Silahlı Kuvvetler içinde demokrasiyi yeterince içine sindiremeyen cuntaların olduğunu ve bunların hâlâ faaliyete devam ettiğini gözler önüne seriyor. Evet, asıl Türkiye'ye ait özel durum budur!

NATO toplantısında ortaya çıkan protokol krizi aslında yeni bir konu değil. Bütün NATO toplantılarında bu hicap yaşanıyordu. Bu tuhaf durum sonsuza kadar sürdürülemez. Dünyaya rezil olmak istenmiyorsa tabii.


09 Şubat 2010, Salı

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 09.02.2010 - 'Rezalet'in asıl sebebi
 08.02.2010 - 'Densiz' mi yok memlekette?
 04.02.2010 - Lastik patladı
 01.02.2010 - 'Kapanacak parti hisseder'miş; peki halk ne hisseder?
 26.01.2010 - Madem öyle, cuntacılar parti kursun
 25.01.2010 - Yolun sonu
 21.01.2010 - Sivil vesayetten yargıç diktatörlüğüne mi?
 18.01.2010 - Medya, diplomasiye böyle yaklaşamaz
 13.01.2010 - Neylersin!
 12.01.2010 - Gurbette ölüm

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1