03.09.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

RAMAZAN

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

EKLER


BÖLGESEL

 
 
 

Yazarlar

 OKAY KARACAN

o.karacan@zaman.com.tr

Enfes Liz!

Dünyanın en çok izlenen spor organizasyonlarından biri olan F1'de geri sayım bitti. Bahreyn'den yarından itibaren resmen Formula 1 haberleri akmaya başlayacak. F1'de son yılların en büyük mücadelesi hafta sonu başlıyor. Dört dünya şampiyonu 19 yarış boyunca hayranlarının baskı ve sevgisini hissedecek.

Yeni sezonun merkezinde pistlere geri dönüş yapan efsane Michael Schumacher yer alıyor. Geçen yılın en hızlı otomobili, ya da şöyle diyelim en dengeli otomobili Brawn GP artık Mercedes ismi taşıyor ve Alman devinin finansman gücünü hissediyor, geride kalan bir yılda diğerleri tarafından geçilmedilerse, her şey yeniden Schumacher'in çevresinde dönmeye aday. Ferrari ve Redbull kış dönemi testlerinin en hızlı iki otomobiline sahip görünüyor. Yani yılın ilk sıralama turları mücadelesi için cumartesi günü yeşil ışıklar yandığında gözler Vettel ve Alonso'ya çevrilecek. Hislerim Maclaren takımının sessiz sedasız görüntüsünün fırtına öncesi sessizliğe işaret ettiğini anlatıyor. Yüzlerce demeç verildi, iddia ve tahminler yapıldı. Yeni kurallar nedeniyle testler geçen yıllara oranla daha az ipucu veriyor. O yüzden kim hangi yakıt ağırlığıyla, hangi hıza ulaştı kestirmek zor.

Cumartesi gününü bekliyoruz. Sanıyorum o gün gazetemizde sezon öncesi değerlendirmelerle dolu bir sayfayla karşınızda olacağız. O yüzden kısaca tansiyonu göstermesi bakımından bazı demeçleri buraya taşıyalım..

Örneğin, 1998-99 dünya şampiyonu ve Schumacher'in ezeli rakibi Hakkinen "Schumacher gençleri yeneceğine inanmasa geri dönmezdi." diyerek Mercedes takımı ve Schumi'nin favori olduğu imasında bulundu. Schumacher ve Norbert Haug ise Mercedes cephesinin uzun vadeli hesaplarını ortaya serdiler. Haug ilk yarışta podyum beklemiyor, Schumacher ise 'Önemli olan ilk yarışta değil, sezon sonunda ilk sırada olmaktır.' diyor. Belli ki yıl içinde gelişim marjlarını yüksek görüyorlar.

Ferrari kapalı bir kutu gibi duruyor. Alonso, yeni aracın, bindiği en iyi otomobil olduğunu söyledi. Massa ile ilişkilerinin bıçak sırtı olacağı iddia ediliyor. Ferrari, insanı deli edebilecek bir takımdır ve bu yıl sinirlerine hakim olması gereken adam Massa sanki..

Maclaren takımında ise, takım patronu Martin Whitmarsh'ın Button ve Hamilton'ı kastederek, "İkisi de diğerinin kendisini geçmesinden mutlu olmayacak." sözü takımın pilotları birbirleriyle yarıştıracağı anlamına geliyor. İki dünya şampiyonunun aynı takımda yer alması fikri gerçekten ürpertici..

Nitekim Button'ın cuma günü dünya şampiyonu unvanıyla otomobile binecek olmaktan duyduğu mutluluk cümlesi Hamilton rüzgârına rüzgâr veriyor.

Genç Vettel belki de yılın adamı olacak. Her kullandığı otomobile isim takan Vettel, Redbull'un geçen yıl ona verdiği otomobile "Kate'in kirli kız kardeşi" demişti. Bu yılki araca "Enfes Liz" diyerek kanımca iddiasını, otomobile olan güvenini ortaya koyuyor..

Dört dünya şampiyonu için esas sorun Redbull ve onun müthiş pilotu Vettel olacaktır.

F1'in patronu Bernie ise her zamanki gibi, Formula 1'e büyük yatırım yaparak takım sahibi olan, ardından F1 takvimine girmek için pist inşa eden, nihayetinde bir pilotu piste çıkaran Hindistan'a övgüler yağdırıyor.

Herkesin kendine göre bir planı olabilir. İzleyicinin isteği ise geçişlerin bol olduğu nefes nefese bir sezon izlemek.

Az kaldı, cumartesi başlıyor...

Yine marka değeri

Gerçekten sıkıcı olmaya başladı. En son yapılan 3-2-1 şifreli futbol yayın ihalesinin ardından ağızlara pelesenk oldu.

Aşağı "marka değeri" yukarı "marka değeri" başka bir şey yok.

Efendim, Bursaspor şampiyonluk potasında, İstanbul'a gelip üç büyükleri yenip gidiyor futbol yükseliyor, marka değeri çıkıyor; Diyarbakır'da sahaya taş atılmış, marka değeri endeksi aşağı..

Tribünler yeterince dolu değil, o zaman marka değeri bitmiştir; misal Giovanni Dos Santos Türkiye'ye gelmiş marka değeri tavan yapmıştır.

Saha zeminleri berbat! Futbol değersiz, statlara ulaşım sorunlu, futbol batıyor.

Oyuncularımıza Avrupa'dan teklifler var! Bu marka değerimizin yükseldiğini gösterir, Hiddink geldi Türkiye artık marka ülkedir..

Birkaç yorumdan örnek verelim.

Bu kadar teknik direktör kıyımının olduğu bir ülke marka değeri yaratabilir mi?

Altyapılardan A takımlara genç oyuncular transfer edilmiyor, futbolumuz nasıl marka olacak?

Avrupa'nın en çok para ödenen ligine sahibiz. Bu marka değerimizin yüksek olduğunu ispat eder.

Turkcell Süper Ligi markadır. Oradan çıkacak oyuncular Avrupa'nın marka takımlarına gitmelidir. Stoke City neymiş?!

Bu hakemlerle bu ligin marka değeri yerle bir olur, boşuna uğraşıyoruz..

Yanımdan ayırmadığım ses kayıt cihazına dinlediklerimden kaydettiğim bazı örnekler bunlar.

3-2-1 şifreli yayın ihalesi öncesi kimseciklerin kullanmadığı bu terim ne oldu da birdenbire herkesin derdi haline dönüştü?

Bu değer bu kadar çabuk düşüp yükselir mi? Nasıl ölçüyorsunuz, neden endeks icat ettiniz, anlaşılmıyor.

Çok gereksiz ve hor kullanılıyor "marka değeri" cümlesi ve gitgide anlamını yitiriyor.

Misal, Akçaabat, İnegöl, Manisa köftesi, Edirne tava ciğeri yöresellikten ulusallığa nasıl sıçrama yaptı?

Gidenler, gördü tattı beğendi ve özlemine dayanamadı bu lezzetlerin öyle değil mi?

Sonra birden tüm bu yöresel lezzetler Ankaralı, İstanbullu oldu. Anadolu'nun kendine has salaş mekânlarından çıkan harikaların dev alışveriş merkezleri ve şehrin lüks caddelerinde markaya dönüştüklerini söyleyebilir misiniz?

Tabii ki söyleriz. Yerinde tadı başka olsa da herkesin ulaşacağı mesafeye taşınmıştır hepsi...

24'te Takım Oyunu programını birlikte yaptığımız Bilgin Gökberk zaman zaman, İtalya'daki risotto ile bizim pilavı kıyaslayıp, farkın pazarlama olduğuna vurgu yapar, özünde bizimki daha lezzetlidir ya İtalyan iyi satar pirinç'i...

Futbolun, ya da yeni sevgilimiz marka değerinin farklı olduğunu düşünmüyorum.

Futbolumuz sınırları zorlamadıkça marka değeri hikâye.

Türk'ün Türk'e propagandası ile markalaşılmaz... Bırakın başkaları istesin, izlesin ve karar versin değerine futbolumuzun, biz mutfağa bakalım mutfağa...

Temiz mutfağın her zaman alıcısı çıkar.


11 Mart 2010, Perşembe

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır
 Yazarın Diğer Yazıları
 11.03.2010 - Enfes Liz!
 04.03.2010 - Milli Takım'ın kurumsal hafızası
 26.02.2010 - Çok yazık oldu
 25.02.2010 - Valdano olmak kocaman bir mesele
 22.02.2010 - Cesaret meselesi
 19.02.2010 - Güiza yok ! Alex ne yapsın ?
 18.02.2010 - Bize ters gelen futbol hikayesi?!
 14.02.2010 - Gaziantep yabancı değil!
 12.02.2010 - Futbolcuyuz...
 06.02.2010 - Ağustos futboluna veda
İftara Ne Kadar Kaldı?

İftar:   Sahur:

www.BankAsya.com.tr

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MURAT YÜLEK

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SARUHAN ÖZEL

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2