Güya Uluç, sürekli olarak çıkardığı gürültü-patırtı ile G.Saray'ın çıkarlarını savunuyordu da Fenerbahçe için de bunları yapan bir basın mensubunun olmayışı onlar adına bir eksiklikti.
Vah vah!
Uluç'un gerçekte ne yaptığı, neyi nasıl savunduğu bir yana, aslında Mosturoğlu hazin bir itirafta bulundu. Bununla da Türkiye'de kulüp yöneticisi-basın ilişkilerindeki çarpıklığı tersinden dile getirmiş oldu.
Gazetecinin temel görevinin gerçekleri ortaya çıkarmak ve bu yolla kamuoyunu aydınlatmak olduğu, bu ülkede çoktan unutulmuş durumda. Ayrıca, bir basın mensubunun savunması gereken kurumun herhangi bir kulüp değil, ekmek parasını kazandığı kuruluş olması gerektiğini de pek hatırlayan yok gibi.
Kamu adına görev yapan gazetecinin, herhangi bir kulübü savunmasına en başta karşı çıkması gereken kişiler, o kulübün yöneticileridir. Çünkü gazetecinin bu eylemi, kendi çalıştığı kuruluşa ihanet olmanın da ötesinde, o kulübün yöneticilerine hakarettir. "Siz bu kulübün çıkarlarını yeterince savunamıyorsunuz, bunu ben yapmak zorunda kalıyorum" demektir!
Bu işlerin doğru-dürüst yürütüldüğü ülkelerde herkesin kendi işini adam gibi yapması temel kuraldır. Bizdeyse kendi işini iyi yapmayı kimse umursamaz, hep başkalarının işlerine karışılır. Aslında bu, temel nitelikteki bir azgelişmişlik ölçüsüdür. Adam iyi yazı yazamaz, fotoğraf çekemez, habercilik yapamaz ama F.Bahçe'nin maçlarını nasıl kazanacağını herkesten iyi bilir! Ha ha ha!
Mosturoğlu'nun asıl yakınması ve hatta şiddetli biçimde tepki göstermesi gereken nokta, basında yadırganacak kadar çok sayıda kişinin Fenerbahçe'yi savunmayı temel görev olarak kabul ediyor oluşudur. "Fenerli basın" denen olgunun temelinde bu vardır.
Hıncal Uluç'un G.Saray'ı savunuyor oluşu sadece bir komedidir. Nitekim bunun bir bölümünü kendi de kabul ediyor ve bugüne kadarki G.Saray kulübü başkanlarına, yöneticilerine, teknik adamlarına yönelttiği hakaretamiz tepkilerini de örnek olarak gösteriyor.
Gerçekte ne Galatasaray umurunda Uluç'un ne de Fenerbahçe! Bunlarla samimi ilgisini yıllar önce kaybettiğini kendisi defalarca açıkladı. Fakat ne yaparsınız ki bunlar üzerinde konuşmak her dönemde çok para etti ve ediyor. Uluç da bu gerçeği göremeyecek biri değil! Sermayesi sıfır, getirisi bu denli yüksek bir ticareti kim bırakır!
Uluç kendi şişkin egosunu daha da besleme peşinde, başka bir derdi yok! Son dönemde çok belirgin biçimde inişe geçmiş olmaktan dolayı da epeyce sıkıntılıydı. Mosturoğlu'nun yardımıyla şöhretini biraz daha cilalamış oldu. Böylece keyfi yerine geldi.
Peki, Mosturoğlu ne yapmış oldu? Bu memlekette yöneticiliğin gerçek yüzünü ortaya koydu. Çok gerekli değildi ama yine de sağolsun.
İşte şimdi oldu Rijkaard!
Galatasaray teknik direktörü Rijkaard'ı da kendimize benzetmekte zorlanmadık. Hollandalı hoca GSTV'ye yaptığı açıklamada, rakiplerin Bursaspor'a karşı kendilerine oynadığı kadar etkili çaba ortaya koymadığını ileri sürdü.
Şu güne kadar Rijkaard'ın teknik boyutunda Cim Bom'a katkısı tartışılır noktada kalmıştı ama adamlığına kimsenin söyleyecek sözü yoktu. Hatta hemen tüm açıklamaları hayranlık topluyordu.
Ancak Eskişehirspor karşısında bir kez daha lastik patlatınca hoca şark usulü birtakım değerlendirmelere yöneldi. Bizim insan psikolojisinden anladığımız kadarıyla, asıl kusurun kendinde olduğunu bildiğinde böyle değerlendirmeler yapılır.
Hollandalı hoca bu maça takımını hiç iyi hazırlayamadı. Bunu maçın 5'inci dakikasında bile görmek mümkündü. Sonrasında da takımını silkeleyip kendine getirecek bir hamle yapamadı. Örneğin, uyurgezer takımını ikinci yarıya çıkarken hiç değilse bir oyuncu değişikliğiyle canlandırmak mümkün olabilirdi, onu bile yapamadı.
Maçtan sonra da dönüp onu bunu suçlamaya başladı. Yok efendim milli maçmış da bilmem neymiş! O maç neredeyse 1 ay öncesinde kaldı, ne yorgunluğu!
Neyse, Rijkaard'ın bize benzemeye başlaması belki Cim Bom için yararlı olur. Memleket gerçeklerini daha iyi görüp takımını da buna göre hazırlar.
Sen o golü attın Emre!
Emre Belözoğlu son dönemde yükselen formu ve savaşçı kimliğiyle Fenerbahçe'nin temel direklerinden biri haline gelme yolunda. Bu da camianın gözünde değerini artırıyor. Sarı Lacivertli yayın organları haliyle onunla ilgili gelişmeleri ve sözlerini daha parlak biçimde vermeye gayret ediyor.
Son olarak kendini tam Fenerbahçeli saymak için Galatasaray'a gol atma isteğini dile getirdi milli futbolcu.
Hatırlayan okurlarımız olacaktır, daha önce de bunu belirtmek zorunda kalmıştım. "Sen o golü çoktan attın Emre kardeşim! 1999-2000 sezonunun ikinci yarısında Ali Sami Yen Stadı'nda Galatasaray'ın tek kale oynayıp da gol atamadığı maçta, Johnson'un hiçbir şey olmayacak serbest atışı senin sırtından sekip Taffarel'i avlayarak ağlara gitmemiş miydi? Sen o gün Fenerbahçeli olmuş sayılırsın. Daha ne golü atacaksın Galatasaray'a!"