KAPAT
Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu-Hasbihal

Hasbihal

* Romantik Hugo'nun bir felsefesi vardı: “Ölümsüz evrende insan saygıdeğerdir. İnsan hakları kutsaldır. Bunları korumak için savaşmalıdır. Ve sanat da bu savaşta toplum yararına kullanılmalıdır.”

* Doğa, güzelin uyumunu içerir. İnsanın yaradılışında da güzelliğin ölçüleri mevcuttur. Öyleyse insanın iki değirmen taşı arasındaki buğday tanesi kadar başıboş olmadığı şu dünyada, insanın “sun”u beyhude değildir, güzeli aramakla vazifeli sanat da gayesiz değildir.

* Shakespeare'in Kral Lear oyununda, yenilen Cordelia'nın ve Kral'ın ölümüyle oyun bitmektedir. Oysa tarihte küçük kız, ablalarının ordularını yenerek krallığı babasına vermeyi başarmıştır. Demek ki Shakespeare, kendi düşüncelerine uymuyor, diye tarihe sadakatsizlik yapmaktadır. Anakroni.

* Tarihi eserde ayrıntıda tarihe sadakat şart değil. Yeter ki temel mesajda çelişki olmasın.

* Tarihi olayları anlatmakla tarihi roman yazılamayacağını tarih kitabı kuruluğunda okuyucusuna eza eden Cezmi'den bu yana çok gördük. Tarih, genel olanın üzerinde durur. Yığınla hadiseden genel hükümler çıkarır. Tahtından olan hükümdarlar genellemesinde bir hükümdardır örneğin III. Selim. Roman ise bu genellemenin arasında özel olanı ayıklamaya çalışır. Tahtından olduğu gece III. Selim'in “kederli bakışı” tarihe yön vermemişse bu, tarihin değil romanın ilgi alanına girer. Tarihe tip olarak mal olan kahraman, romanın aynasında karaktere dönüşür.

* Ne ibret yanı ilgilendiriyor beni tarihin ne de tekerrür edebilirliği. Ben sadece geçmişte var olan insanla ilgiliyim. Geçmişte var, bu günde var ve yarında da olacak. Tarih genellerken benim özellemeyi sevmem bu yüzden.

* Novalis “Romanlar tarihin kusurlarından doğar” diyor. Voltaire'e göre “Tarih ölülerin dirilere oynadığı bir oyundur.” Tarih de mutlak değil. Olaylar tek olsa da kalem, yazıyı yazanın elinde ve onları yorumlayan bizleriz. Aynı olayın farklı okumalarıdır tarih. O zaman “Herkesin maksudu bir olsa da rivayet” çoğalır. Kaldı ki maksut bile bir değildir.

* Çehov'un ünlü cümlesine göre duvarda asılı tüfek, hikâyenin sonunda patlamalıdır. Ancak tüfeğin bazen görünürde değil çok derinlerde patladığını ve bu sesi ancak kulakları keskin olanların duyabileceğini de hesaba katmak gerek. Yazar, okuyucusundan görünmeyen ipler arasındaki bağlantıyı kurmasını bekler.

* Realist romancı Stendhal “Yüzüme bir maske takacağım ve ismimi değiştireceğim ve bunu severek isteyerek yapacağım” demektedir. Zweig “Stendhal kadar yalan söyleyen ve herkesi aldatmaktan hoşlanan pek az yazar vardır; yine pek az yazar gerçeği ondan daha iyi ve derin bir şekilde dile getirebilmiştir” fikrindedir.

* Söz ve düşünce arasındaki ilişki malum. Nutk, hem düşünme hem konuşma anlamına gelir Arapçada. Nutuk ve mantık aynı kökten. Nutuk, kavl, kal ve mantık aklın alanında. Şiir de şuur ile aynı kökten geliyor. Oysa Grekçe'deki şiir sözcüğünün anlamlarından biri “uydurma”dır.

* Kurgunun gerçek ile ilişkisi edebiyat teorisinin önemli meselelerinden. Gerçeği “olduğu gibi” yansıtsa bile roman ya da hikâyenin anlattığının “gerçek” olarak kabulü mümkün değil. Bu durumda edebiyatın, tümüyle sanatın bir yalan olduğunu kabul etmek zorunda kalırız. Daha şık bir ifade ile kurgu. Fakat şunu unutmamalı: Edebiyat yalandır ama daha yüce bir gerçeği kabul ettirmek için söylenen bir yalan.

* Sadece ayakları suya erenlerin varabileceği derin ve durgun bir su sadeliğinde yazabilmek. Belki bu anlamlı sadeliğe erişebilmek için uzun süre şiirin boz bulanık selinde akmak gerek. “Ne kadar güzel, öyle çocuk gibi yazıyorsunuz” diyen birine “Öyle çocuk gibi yazabilmek için bilsen ne kadar çok büyük gibi yazdım” diyebilmek için.

28 Haziran 2015, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.