KAPAT
Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu-Troya yolu

Troya yolu

Rüzgâr olmasa insanın sıcaktan bayılabileceği bir günde, yollarını doğru dürüst bilmediğim Çanakkale'de, navigasyon cihazına güvendiğim kiralık bir otomobille Troya yolundayım.

Daha önce de gelmiştim. Fakat bu kez tam hayal ettiğim gibi. Yalnızım ve rehber tutmuyorum. Bildiklerimle yetinebilirim. Fotoğraf bile çekmiyorum. Eve dönünce, “Bakalım neler görmüşüm?” gibi olmasın diye.

Müzelerdeki objelerin bulundukları mekânlardan ayrı düşmelerini garipsedim hep en hayalperest yanımla, bunun arkeoloji ve müzecilik pratiğinde hiçbir karşılığı olamayacağını bile bile. Ama tarihle efsanenin, düşle gerçeğin karıştığı yerde durur Troya. Onu bu gün olduğu gibi tarih boyunca da popüler kılan Homeros'tur ve Troya, hayal kurmaya izin veren bir şehirdir.

Bu düşüncelerle yabani kekik ve biberiye kokuları içinde, rüzgârda savruldukça yapraklarının sırtı gümüş gibi parlayan zeytin, acı kokusunu salan yabani incir, görkemli meşe ve adını yeni öğrendiğim ahlat ağaçlarının arasında, yan taraftaki rehberin grubuna orijinal olduğunu keyifle uyardığı basamakları tırmanarak girdim şehre. Orijinal ama hangi zamanın, hangi kentin orijinali? Çünkü burada en eskisi MÖ 3500 ile en yenisi MS 500 arasında üst üste kurulmuş tam dokuz kat şehir var. İki şehir arasında yangının, savaşın, depremin sebep olduğu terk edilmişlikler var. Üstelik gezdiğim, muazzam bir sürekliliğin katmanlarından karma birkaç nokta sadece. Tek zamanlı tek katmanlı bir şehir olarak düşünsek bile yüzölçümünün sadece onda biri. Gerisi toprak altında. Hem olanın bile ne kadarını görüyorum? Troya'nın, 365 gününden tekinde bir öğleden sonrası, birkaç saat. Oysa bunun baharı var, sonbaharı, kışı var. Bu şehir güneş doğarken nasıldır, batarken nasıl? Gece ne kadar ürkütücü ve güzeldir kim bilir, ay ışığında nasıl kendisidir?

Troyalar o kadar eski ki Yunan, Roma, Bizans katmanlarına dönüp bakmıyorum bile. Ama bir mermer blok çıkıyor karşıma. Üzerinde tanıyamadığım dört yapraklı bir çiçek. Keski izlerini seçmeye çalışırken onu oyan yontucuyu düşünüyorum. Onun kemikleri bile kalmamışken çiçeğin asırlara direnebilmiş kıvrımlarını okşuyorum. Taşla bir alıp veremediğim var ama nedir bir bilsem.

Hektor'a, Paris'e, Priamos'a, lânetli gelin Helene'ye rağmen Troya benim için en fazla, bilgisine inanılmayan kâhin prenses Kassandra'nın şehri. Tahta atı içeri almamaları için üzerinde durduğum şu meyilli, testere dişli, aşılmaz denilen surların üzerinde mi halkına yalvarmıştı? Tahta atın şehre alındığı meşhur Batı Kapısı'nın önündeyim çünkü. Daha doğrusu romantik arkeologlar ve ziyaretçiler bunun o kapı olduğunu kabul etmeye dünden razılar. Çünkü az ilerdeki sıra sıra ağaçlar Skamandros ırmağının eski yatağını işaret eder ve destandaki Batı Kapısı'nın mevkiine uygun düşer bu. Öyleyse bu duvarın üzerinden seyretmiştir Troyalılar savaşın en önemli hadiselerini. Akhilleus, Hektor ile bu kapının önünde teke tek vuruşmuştur. Bu kapının önünde onun cesedini bir arabanın arkasında sürüklemiştir. Priamos bu kapıdan çıkarak Akhilleus'tan oğlunun cesedini geri almıştır. Ve nihayet ölmeden önce bu kapının önünde Hektor, Akhilleus'a onun da Batı Kapısı önünde öleceğini söylemiştir: Senin ne olduğun yüzünden belli/ Demirden bir yürek var göğsünde/ Ama uyanık ol, uğramayasın tanrı lânetine/ Yiğit de olsan Paris'le Apollon o gün seni/ Öldürecekler Batı kapılarının önünde.

Akhilleus'tan da Batı Kapısı'nın önünde cevap gelir: Sen öl, ben de boyun eğerim kaderime. Bu cevabı İlyada'da ilk okuduğumda “Savaş böyle bir şey galiba” demiştim.

On yıl süren böyle bir savaş efsanede güzel bir kadının kaçırılması sebebine bağlanır. Oysa gerçek bizim tahmin edebileceğimiz kadar ekonomik ve politiktir. Doğunun batıyla karşı karşıya gelişinin tarihte bilinen ilk vakasıdır Troya. Gelibolu yarımadasına haftaya gideceğim. On beş gün sonra size yazacaklarımı tasarlarken navigasyonu açıyorum. Ama bu toprağın, bu denizin üstünde ve altında olanları, yatanları düşününce şimdiden anlıyorum Çanakkale'de neden rüzgâr durmaz, deniz durulmaz.

2 Ağustos 2015, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.