KAPAT
Şahin Alpay

s.alpay@zaman.com.tr

GÜNDEM

PKK geriliyor mu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu hükümetin “terörle mücadelede yol haritası”nı açıkladı.

İnanılır gibi değil! Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarıyla birlikte ele alındığında, AKP iktidarının tümüyle askeri vesayet döneminde hakim olan, Kürt sorununu güvenlikle ve ekonomiyle ilgili bir sorun olarak ele alan zihniyete sarıldığı görülüyor. Sanki bu zihniyetle en az 30 bin yurttaş ölmedi, büyük bir yıkım yaşanmadı.

Bıkmadan usanmadan hatırlatmak zorundayız: Dün de, bugün de Kürt sorununun temelinde Türkiye Kürtlerinin büyük çoğunluğunun ortak olduğu kimlik talepleri var: Anadilde eğitim, yurttaşlık tanımının etnik referanstan arınması, bölgesel özerklik… Bu ana talepler, şu veya bu şekilde karşılanmadıkça, ne ülkenin güvenliğini, ne de Kürt bölgesinin kalkınmasını sağlamak mümkün olabilir.

Belki 1990'larda kimlik taleplerini karşılayacak reformlarla Kürtlerin büyük çoğunluğunu kazanmak, PKK'yı tecrit etmek, silahları siyasetten dışlamak mümkün olabilirdi. Belki… Ne var ki, sorun güvenlikle ve ekonomiyle ilgili görülmekte ısrar edildiği, gerekli reformlar savsaklandığı için PKK genişleyen bir destek buldu. Onun içindir ki AKP iktidarı ilk iki döneminde askeri vesayet döneminin politikalarını adım adım terk ederek, Kürt kimliğinin ifadesi üzerindeki yasak ve baskıların kaldırılmasına yöneldi; PKK ile önce Oslo'da, sonra Abdullah Öcalan aracılığıyla barış görüşmelerini başlattı; Irak Kürtleriyle yakın ilişki kurdu. Bunların hepsi doğru yönde atılmış adımlardı.

Ne var ki AKP iktidarı 2011 seçimlerinden sonra ülkeye demokrasiyi ve barışı hakim kılma gündemini bir kenara itti, onun yerine otokratik bir tek – adam yönetimi inşasına yöneldi, PKK ile müzakereler de bu ana hedefe tabi kılındı. Kürt sorununun ancak demokrasinin yerleşmesiyle çözülebileceğinin bilincindeki HDP lideri Selahattin Demirtaş, “Seni başkan yaptırmayacağız!” dediği andan itibaren de barış görüşmelerine son verildi; “askeri çözüm” politikasına geri dönüldü. Güvenlik güçleriyle PKK arasındaki, geçen temmuz ayından bu yana tırmanan çatışmalar, dağlarla sınırlı kalmadı, şehirlere yayıldı. 1990'larda köyler boşaltılıyordu, şimdi halk şehirlerden kaçıyor. Çatışmalarda can verenlerin sayısı hızla artıyor, ülke kanıyor.

Askeri çözüm, daha önce sonuç vermedi, gelinen noktadan sonra hiç vermez… Neden? Başlıca şu nedenlerle: 1) Kürtlük bilinci giderek güçlenirken, öldürerek çözümde ısrar Kürtlerin Türkiye'den “psikolojik kopuş”unu körüklüyor. PKK, daha çok sayıda militan edinmek imkanı buluyor. Öyle ki, şimdilerde PKK'nın yeniden görüşme masasına oturmak isteyip istemediği dahi sorulabilir. 2) PKK'nın nüfuz alanı, Suriye Kürdistanı'nı, Rojava'yı da kapsayacak şekilde genişledi; bugün dün olmadığı kadar çok “dostu” var. PKK bağlantılı PYD'yi Beşar Esad Türkiye'ye karşı; ABD DAEŞ'e karşı; Rusya ve İran hem DAEŞ'e, hem de Türkiye'ye karşı müttefik olarak görüyor. 3) Irak Kürdistanı'nda Mesut Barzani bağımsızlık referandumuna hazırlanıyor, Ortadoğu'da sınırların yeniden çizilmesi çağrısında bulunuyor.

Bu denklemi Türkiye lehine çevirmek, giderek zorlaşsa da imkansız olmayabilir. Bunun yolu da bellidir: Kürtlerin ortak taleplerinin karşılanmasına yönelik demokratik reformların yapılması. Barış görüşmelerinin, oyalama değil netice alma amacıyla yeniden başlatılması. Irak Kürtleriyle olduğu gibi Suriye Kürtleriyle de dostane ilişkiler kurulması. Böylelikle Türklerle Kürtler arasındaki “bin yıllık kardeşliğin” canlandırılması ve Kürtlerin Türkiye'ye karşı bir tehdit olmaktan çıkarılması.

Aksi takdirde “bin yıllık kardeşlik” yerini büyüyen bir husumete bırakabilir, Türkiye parçalanmaya gidebilir. Bu büyük tehlikeleri görememek için ancak siyasi ihtirasın gözleri kör etmesi gerekir.

9 Şubat 2016, Salı
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.