Miras kime kaldı?

Miras kime kaldı?
HABERLER YENİ BAHAR
31 Ocak 2013, Perşembe

Miras paylaşım süreci, kardeşlik ve akrabalık ilişkilerini allak bullak eden bir kırılma noktası adeta. Hırs, bencillik, vurdumduymazlık ve manevî değerlerden hızla uzaklaşmamız varisleri birbirine düşürüyor olmasın?

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey Bursa'da defnedildikten sonra devlet büyükleri ve oğulları toplanır, mirası hesaplar. Koca Osman Bey'den geriye sadece birkaç at, bir kat elbise, bir çift çizme, eyer takımı, tuzluk, kaşıklık ve yüz kadar koyunla birkaç çift  öküz kalmıştır. Orhan Gazi, ağabeyi Alaaddin Paşa'ya "Ne yapalım bunları" diyerek fikrini sorar. Alaaddin Paşa, “Kardaş! Padişaha iş görmek için at gerektir. Koyunlar da padişah şöleninin gerektirdiği şeydir. Bölüşecek başka neyimiz var ki bölüşelim?” cevabını verir. Orhan Gazi, ağabeyine “Öyle ise gel, sen Padişah ol!" der. Alaaddin Paşa “Kardaş! Babamızın duası ve himmeti seninledür. Anın için ki, kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi padişahlık dahi senin hakkındır!” karşılığını verir. Zamanın büyükleri de Alaaddin Paşa'nın söylediklerini uygun bulur ve miras bu şekilde taksim edilir. Sizce miras paylaşımı yapılırken  “Babama yaşlandığında ben baktım”, “Hepinizi ben okuttum”, “Evin en büyüğü benim” gibi cümleler sarf edilmiş miydi? Bu sorunun cevabı kanaatimizce hayır. Gelgelelim bugün miras, önemli bir sosyal vakıa ve aynı zamanda ciddi bir problem. Dahası mal paylaşımı aile, kardeşlik, akrabalık ve insanî ilişkileri allak bullak eden bir kırılma noktası. Bu sebeple kardeşlik hukukunu yerle bir eden, kavgalara sebep olan mirasın hükümlerini ve dinimizin bu konudaki fedakârlık düsturunu yeniden gözden geçirmeye ihtiyacımız var.

Mirası bırakan kişiye 'muris', mirası alacak olana ise 'varis' veya 'mirasçı' deniliyor. Büyüklerimizin dediği üzere “Ölüm hak miras helâl.” Ebediyete uğurladığımız yakınlarımızın ardından tatsız bir konu da olsa miras konuşuluyor ve paylaşılıyor. Her ailenin başına gelen bu akıbet bazen helâl olan bu gerekliliği haram kılmaya yetiyor. Hem dünya hem de ahiret hayatını zindana çeviren hadiseler vuku buluyor. Isparta'da geçtiğimiz aylarda yaşanan trajik olay gibi. Miras paylaşımı için ölen annelerinin evinde buluşan iki kardeş önce tartışır. Münakaşanın kavgaya dönüşmesi sonucu kardeşlerden biri, diğerine piknik tüpüyle vurarak onun ölümüne yol açar. Bu olay maalesef ne ilk ne de son olacak. "Miras bir paylaşım ise niçin hep bir sorun oluşturuyor?" sorumuza Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Din Sosyologu Prof. Dr. Celaleddin Çelik, "Paylaşımı bilmiyoruz, yapamıyoruz." cevabını veriyor. Çelik'e göre söz konusu mal-mülk olunca bütün insanî ve dinî değerler bir kenara atılıyor. Kardeşlerden biri veya birileri mirastan diğerlerine göre daha fazla pay alması gerektiği inancıyla hareket edebiliyor. Bu durum ise miras üzerinde bir gaspa, adaletsizliklere ve çirkin hadiselere yol açıyor.

 

Çocuklar, anne- babayı parasal kaynak olarak görüyor

 

Günümüz şartlarında sabit gelirli kişilerin bir ev ya da araba sahibi olmaları çoğu zaman kendi imkânlarıyla mümkün olmayabiliyor. İnsanlar ancak anne-babalarından kalacak para/mal/mülkle maddi yatırım planlarını yerine getirme şansı yakalıyor. Buarada geride kalanlar sadece kendi ihtiyaçlarını karşılama arzusuyla hareket ederse mal taksimi esnasında anlaşmazlık yaşayabiliyorlar. Çıkarları adına gözleri adeta diğerlerini  görmeyebiliyor. Tüm kardeş - akraba kavgasının temelinde küçük yaşlardan itibaren çocukların anne-babalarını parasal bir kaynak olarak görmeye alışmaları yatıyor. Çevremizdeki çocuk-ebeveyn ilişkilerini gözlemlediğimizde bunu daha iyi fark edebiliriz. Pek çok anne-baba, evlatlarını ayakları üzerinde durabilecek bireyler olarak yetiştirmek yerine kendilerine bağımlı şekilde büyütüyor. Haliyle çocuklar, ölümünden sonra da ebeveyninin kendisini desteklemesini istiyor. Bu dayanağı da tabi ki miras olarak bekliyor. Dolayısıyla kardeşlerin bir veya birkaçının bu düşünceye sahip olması, miras taksimi sırasında sorunlara yol açıyor.

Ölenin ardından yaşanan mal-mülk kavgaları sadece maddî sebeplerden kaynaklanmıyor. Fatih Üniversitesi Sema Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden Psikiyatrist Vedat Bilgiç'e göre anne ya da baba farkında olmadan çocuklarından birine hayattayken daha fazlaca ilgi gösterebiliyor yahut sevebiliyor. Ebeveynin bu tutumu çocuklar arasında kıskançlık, rekabet, öfke ve uzaklaşma gibi duygusal tepkilere yol açabiliyor. Bu hissî tepkiler, miras paylaşımı sırasında geçmişin duygusal dengesizliklerini giderme aracı olarak devreye girebiliyor. Ve kendisinden hiç beklenilmese de kardeşlerden biri mirastan daha fazla pay isteyebiliyor.

Dinimiz kadına niçin mirasta bir pay veriyor?

Toplumun geneline baktığımızda "Evin tek erkeğiyim", "Anne-babama hastalığında ben baktım.", "Babamla birlikte çalıştım, bu malları da ortak kazandık." gibi gerekçeler sunularak mirastan daha fazla pay isteniliyor. 10-15 yıl öncesinde bu tür sözde nedenlerin arasında "Malların el değiştirmemesi için kızlara miras verilmez.", "Dinimiz kızlara miras hakkı tanımıyor." gibi bahaneler de söz konusuydu. Yasaların devreye girmesiyle günümüzde kadınların görmezden gelinmesinden kaynaklanan miras taksimindeki haksızlıklar eskiye nazaran azaldı. Çünkü kızlarının iyi ve kötü günlerinde kendilerinin yanında olduğunu gören ebeveynler, erkek çocuklarından kız kardeşlerine de mirastan pay vermelerini istedi. Kanun önünde kız-erkek tüm kardeşlerin mirastan eşit pay alacağını öğrenen kadınlar da ailesi buna yanaşmasa bile mahkeme yoluyla hakkını aramaya başladı. Ayrıca İslamiyet'te "Kız çocuklarına miras verilmez." gibi bir hükmün olmadığını hemen herkes artık biliyor. Zira dinimizde bazı müstesna meseleler hariç miras taksiminde kadına bir, erkeğe iki pay esası geçerli. Bunun da birtakım hikmetleri var. İlk hikmet şöyle: Bir kadına babasından kalan para veya maldan sadece bir pay düşüyor. Eşine ise kayınpederinden kalan mirastan iki pay taksim ediliyor. Böylece kadına babasının mirasından bir eksik hisse düşse bile aslında eşi sebebiyle kayınpederinden iki pay kalıyor. Kısaca bayanlar, nihai olarak eşleri vasıtasıyla toplam mirastan erkek kardeşleriyle eşit hakka sahip olarak nasipleniyor.

 

Bir diğer hikmet ise devamlı kazanan durumunda olan erkek çocuğun, ağır işlerde kendisine arka çıkmayan kız kardeşiyle mirastan eşit pay almasını hazmedemeyecek olması. Yani zorluk çeken erkek kardeş, fazla hisse alamadığında kız kardeşleriyle arasına soğukluk girebilir ve akrabalık ilişkileri zayıflayabilir. Yine İslâm'da diyet gibi mâlî cezalar, kadının ve çocukların nafakası erkeğe yüklenmişken, mirastan kadın ve erkeğin eşit pay alması erkeğe haksızlık olur. Tüm bunlardan da anlıyoruz ki İslam hukukunda her bir hükmün ardında göremediğimiz bazı hikmetleri barındırıyor. Bugün mirası düzenleyen Medeni kanunumuza göre mal paylaşımı kız ve erkek kardeşler arasında eşit yapılıyor. Şer'i ve hukukî hükümler, bu konuda kesin çizgiler çizse de dinen mirasta pozitif ayrımcılığın yapıldığı durumlar olabiliyor. Daha doğrusu, değişen sosyal ve ekonomik şartlar dolayısıyla bu hükümlerin, aynı kesinlikle uygulanmaması gerekiyor. Mesela ihtiyaç durumunda ekonomik durumu iyi olan erkek kardeşlerin, fakir, bekar, öğrenci ya da dul olan kız/erkek kardeşlerine daha fazla pay, gerekirse tüm mirası bağışlaması dinen daha efdal.

 

Bununla birlikte baba ocağında yaşayan kardeş, babası vefat ettikten sonra, “Ben de ayrı yaşayabilirdim.", "Beş kuruş tasarrufum olmadı.", "Babamla birlikte çalıştığım halde alacaklardan borçlara her şey benim üzerime kaydedildi.” gibi şikayetlerde bulunabiliyor. Bu sebeple babanın ölmeden önce malıyla ilgili birlikte çalıştığı oğlunun emeğini zayi etmeyecek, haksızlıklara vesile olmayacak bir oran belirlemesi elzem. Bunu da hayatta iken bizzat kendisi yapabilir ya da "Bu orana göre mirasınızı taksim edin." diye vasiyet bırakabilir. Tabi dinen en güzel davranış, babanın birlikte çalıştığı oğluna emeğine tekabül edecek karşılığı, çalışması esnasında vermesi.

 

Miras kavgalarının önlenmesinde babaya büyük sorumluluk düşüyor. Yalnız Zaman Gazetesi Yazarı Ahmet Şahin burada birçoğumuzun bilmediği bir noktaya dikkatlerimizi çekiyor. Şahin'e göre hayatta olan babanın malını şimdiden mirası gibi düşünerek çocukları arasında paylaşmaya yönelmesi, uygun bir tavır değil. Çünkü bir malın miras olabilmesi için onun vefat etmiş birinden kalmış olması gerekiyor. Dolayısıyla henüz hayatta olan bir kişinin, malını çocukları arasında paylaştırması ya da hayır kurumlarına hibe etmesi miras hükümlerini kapsamıyor. Bir babanın malını ölmeden önce çocukları arasında paylaştırması ya da bir çocuğuna daha fazla pay vermesi İslâm hukukuna göre bir engel teşkil etmiyor. Fakat Medeni Kanunu'na göre baba, çocukları arasında ölmeden önce mal paylaştıramaz. Eğer bir çocuğuna mal, arsa, araba, vs. satarsa bu işlem geçersiz sayılıyor. Diğer çocuklar, zamanaşımına tabi olmaksızın haklarını almak için her zaman dava açabiliyor. Son tahlilde dinimiz, miras konusunda adaletli davranılmasını tavsiye ediyor. Zaten  yazılı kanunlardan önce vicdanlardaki kanunun gereği de bu.

Mirasçı, mirastan mahrum edilemez

Mirasla ilgili dinî açıdan aklımıza en çok takılan "Haram yollarla elde edilen miras kabul edilebilir mi? Kişi veya kişiler mirastan reddedilebilir mi?"gibi sorularımıza Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Yard. Doç. Dr. Hasan Ellek, şu cevapları verdi:   

 —Şer'an (dinen) miras taksimi yapılmadan önce ölen kişinin defin işlem ücretleri ve borcu, bıraktığı para, mal veya mülkten karşılanır. Daha sonra malın, üçte biriyle varsa vasiyeti gerçekleştirilir. Geriye kalan mal ise mirasçılar arasında bölüştürülür.

 

— Muris, miras hakkına sahip olmayan bir kimseyi mirasçı olarak belirleyebilir. Ancak herhangi bir varisini mirasından mahrum edemez.

—Varis, miras hakkından feragat edebilir.

— Büyük anne veya baba yetim kalmış torunları için özel bir vasiyette bulunabilir.

 

— Miras taksiminde hazır bulunan ancak varis olmayan yakınlar, yetimler ve yoksulların gönlünün alınması gerekir.

 

— Çocuğu olmayan kişi, mirasını akrabalarından muhtaç olan birilerine bırakabileceği gibi özellikle eğitim hizmeti veren hayır kurumlarına da bağışlayabilir.

— Haram yollarla elde edildiği düşünülen mirasın tamamının hayır kurumuna bırakılması gerekir.

 

— Muris, kendisi öldükten sonra kavga çıkmasını önlemek için paylaşımla ilgili olarak varislerine tavsiye niteliğinde bir not yani vasiyet bırakabilir.  

 

Mirastan mal kaçırılması halinde her zaman dava açılabilir

Türk Medeni Kanunu, miras paylaşımı hususunda varislere birçok haklar tanıyor. Örneğin miras bırakan sağ iken kendi üzerindeki bir taşınmazı çocuklarından birine satsa bile diğer mirasçılar zamanaşımına tabi olmaksızın haklarını alabilmek için her zaman dava açabiliyor. Avukat Bülent Özkan'a göre kişi bu tür satışlarla sadece muvazaalı (göstermelik) bir satış gerçekleştiriyor. Kişinin, buradaki gerçek amacı bağış yapmak ve diğer mirasçılardan mal kaçırmaktır.

 

-Ölen kişinin eş, çocuk veya torunu yoksa miras ölenin anne-babasına kalır. Anne-babası da ölmüş ise, miras kardeşlere taksim edilir. Kardeşler veya yeğenler yoksa miras büyükanne-büyükbabaya verilir. Büyükanne-büyükbaba ölü ise miras amca-dayı-hala-teyze veya onların çocuklarına kalır. Bunlardan hiçbiri yoksa mirası devlet alır.  

—Türk Medeni Kanunu'nun 'saklı pay' (kanunda sayılmış olan mirasçılara ait olup, miras bırakanın dokunamadığı kısım) ve 'tasarruf nisabı' (miras bırakanın rahatça başkalarına bırakabildiği miras kısmı) dediği ölçütlere göre miras bırakan kişi mallarının bir kısmını 3. kişilere bırakabilir.

—Geride kalan mirasçılara göre tasarruf nisabı ve saklı pay değişir. Bu sebeple mirasçılara göre her olayda bu kısımlar ayrı ayrı hesap edilir. Hesap sonucu geride kalanların dava hakkı olup olmadığı ortaya çıkar.

z.kacmaz@zaman.com.tr 

 

 

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
Sonraki Haber