Alvin Toffler

HABERLER YORUM
25 Aralık 1995, Pazartesi

Yaşadığımız ülkenin sınırları dışına çıktığımızda dünyanın sadece bizim ülkemizden ibaret olmadığını anlarız. Özellikle hayat anlayışı oldukça farklı olan, toplumsal ilişkileri farklı temellere oturan Batı ülkelerine gittiğimizde bu gerçek kendisini daha derinden hissettirir.

Fakat bu kültürel farklılık ilgimizi çeker, buna şahid olmaktan haz duyarız; farklı beşeri coğrafyaları keşfetmek ufkumuzu açar, bakış açımızı genişletir, taassuplarımızı, sert ve sivri yanlarımızı kırar, yumuşatır, bize tahammüllü olmayı öğretir. İlk önce havaalanında, daha sonra sokakta, mağazada gördüğümüz bu yabancı ülkenin insanlarını daha yakından tanımak isteriz. Hiç unutmam; Fransa'ya ilk gittiğim günlerde bir fransız aile tarafından akşam yemeğine davet edilmiştim. Fransız kültürünün Fransız evinde nasıl yaşandığını görmek benim için çok önemliydi. Misafir kapıda nasıl karşılanır, içeriye nasıl buyur edilir, nasıl oturulur, ikramlar nasıl yapılır, yemek servisinde usûl nedir, evin döşenme tarzı, aksesuar zevkleri nasıldır ve merak konusu daha birçok husus... Anadolu'yu bin yıl zarfında "bizim Anadolu" yapan, Fransa hekzagonunu (Fransa'nın fiziki haritası bir altıgene benzediği için Fransa'ya altıgen anlamına gelen hakzagon da denir) bin yılda Fransa yapan, her anı özümsenerek yaşanmış bir kültürel birkim süreci, kısacası bir milletin ve bir kültürün oluşumu ne kadar önemliydi. Bunu o akşam ilk defa böylesine derinden hissettim. Ve o Fransız aileye, o ailenin yaşayışında temsil edilen bin yıllık Fransız kültür birikimine, hem hoşumuza giden ve ilgimizi çeken, hem de yadırgadığımız yanlarıyla bir bütün olarak önem vermek, küçümsememek gerektiğine inandım. Çünkü bu bir vakıaydı. Hiç şüphesiz bizim kültürümüz evrensel olma özelliği taşıyan daha fazla motif içeriyordu Fransız kültürüne göre. "Her insanı insan bilme" bizim millî vasfımızdı ve bu, bize ait bütün güzel hasletleri açıklıyordu; insan canlısı oluşumuzu, karşılaştığımız her insana tereddütsüz selam vermek, tanıştığımız her insana ilgi gösterip onu daha yakından tanımak isteyişimizi, bizden bir yardım istendiğinde, isteyen kim olursa olsun alnımız kırışmadan hemen kolları sıvayışımızı... Fakat, nihayet karşımızdaki de köklü geçmişi olan bir milletin kültürüydü, bu insanlar da içinde doğup büyüdükleri bu kültürü yaşıyorlardı ve bu da gayet tabiiydi. Böylece bizler, yani bütün insanlık dünyayı bir renkler armonisi, bir kültürler mozayiği haline getirmiyor muyduk?... Zaten bu yüzden değil miydi ki, birbirimizi merak ediyor, tanışmak, farklı yanlarımızı görmek, öğrenmek istiyorduk?. Yaratıcı Kudret bizi, "birbirimizi merak edelim, tanışalım, böylece bilmediğimizin düşmanı olmaktan kurtulalım, kendimizle böbürlenmeyelim, üstünlüğü ve keremi yalnızca O'ndan ve O'nun katında bilelim" diye şube şube, millet millet yaratmamış mıydı!?... İnsanı insan yapan, diğer insanlara uzattığı sıcak bir el değil miydi!?.

GÖZÜ KAMAŞMIŞ BİR MİSYONER

Geçen kasım ayı ortalarında Türk Henkel Dergisi'nin davetiyle Türkiye'ye gelen Alvin Toffler'in Çırağan Sarayı'nda yaptığı, kitaplarının bir özeti mahiyetindeki konuşması birçok yönden tahlile muhtaç. Çünkü tehlikeli. Buna karşılık hiç de ilginç ve orijinal değil, çünkü ilk defa karşılaşmıyoruz. Globalleşme tutkusu, her yere kendi boyasını çalma tutkusu, Hıristiyan misyonerlerinden günümüze gelen bir güdü. Önümüzdeki günlerde de sanıyoruz bu konuda daha pek çok şey söylenecek.

Toffler'in söyledikleri ve söylemedikleri. Önce bunu ayırmak lazım. Söyledikleri de, söylemedikleri de Toffler'in zihnindeki öncelikler hakkında ipuçları veriyor.

İNSAN NEREDE?

Toffler de Fukiyama ve diğerleri gibi bizleri bir şeye inandırmaya çalışıyor. Elinde, kitleleri cezbeden fütürizm silahı, bizlere daha doğrusu bütün dünyaya, ülkesinde başlayan ve bütün dünyayı saracak olan bir hayat tarzına kendimizi şimdiden hazırlamamız gerektiğini salıkveriyor. Fakat dikkat edersek, bu manifestonun içinde insan yok. Bilgisayarlar var, çipler var, bilgisayar oyunları var, harikulade otomobiller var, gönlünce üreten tüketiciler var, her ailenin kişisel televizyon kanalı var, elektronik otoyollar var, uydu ticareti var, fakat bir türlü insana sıra gelmiyor. Sonu gelmez arzu ve ihtiraslarını tatmin etmekle ömür tüketen, aklına başkaları gelmeyecek kadar dünyayı kendi etrafında dönüyor vehmeden insanlar, egolarını, bireyselliklerini nasıl aşacaklar? Diğer insanlara nasıl ve hangi tür ilişkilerle açılacaklar? Muslukları bozulur bozulmaz komşuları Jo'dan hiç tereddütsüz yardım isteyebilecekler mi acaba? Daha doğrusu, Toffler'in ifadesiyle, ailenin parçalandığı bir ülkede, Jo diye bir komşuları olduğunu bilecekler mi?

KÜLTÜR DE NE OLA Kİ?

Toffler için diğer kültürlerin, hiçbir önemi yok. Geldiği ülkeye ait hiçbir şeyi merak etmemiş, etmiyor, sözkonusu da etmiyor, bu ihtiyacı duymuyor bile. Sadece Türkiye'deki televizyon kanalı sayısı onun için önem arzediyor. Böyle düşünen, zihnî faaliyeti bu olan bir insanın kültür denilen kavramdan bahisler açmaya hakkı var mı acaba? Global kültür, yerel kültür ayırımını yapmadan, daha doğrusu biriyle diğerini ezip geçmeden önce, kültürden ne anladığını açıklaması gerekmiyor mu? "Global kültürün motifleri nedir?" diye düşündüğümüzde Amerika'ya ait çizgiler ve üslup ortada. Peki bu kültür sayılabilir mi? "ABD'nin evrensel kültüre katkısı nedir?" sorusunun ciddi, tutarlı bir cevabını verebilir mi acaba? Aklımıza kot, jeans, koka kola, McDonalds, şiddet filmleri ve bilim–kurgu yaratıkları dışında bir şey geliyor mu? Fikre ait bir husus var mı? Toffler ile kültürün tanımında nasıl buluşacağız?

BİZ EDİLGENLER...

Üçüncü Dalga yalnızca zengin ülkelerle sınırlı değilmiş. Toffler bizi teselli ediyor. O çoktan ayırımını yapmış, kesin hatlar çizmiş: Zengin ülkeler ve bizim gibi diğerleri. Mesela Pasifik'te küçük bir ada olan Tanga. Tanga bir sembol. Tanga ne işe yarar? O da ancak arazi verir teknoloji devlerine; yani hammaliye. Tanga'nın veya Türkiye'nin kendilerine özgü bir kimlikleri ve gelişme modelleri olmayacak, gerek de yok zaten. Çünkü onlar sadece figüranlık yapacak. Ama neticede bu oyunda onların da bir rolü olacak. Güzel güzel tüketecekler. ABD'nin icad edeceği oyuncaklarla oynayacaklar ve yenilerinin, daha cazip, daha eğlendirici olanlarının icad edilmesini bekleyecekler.

AİLE Mİ?

Toffler aile yapısına da şöyle bir değiniyor. Sadece duygusal travmalara sebep oluyormuş, Amerikan aile yapısının bugünkü durumu. O kadar. Yani toplumsal patlamaların, cinnetlerin, cinayetlerin, tedhişin kökeninde aile yapısındaki çözülüşün ve çöküşün hiçbir rolü yok. Zaten mevcut aile yapısının iyi veya kötü olduğunu iddia etmeyecek (böyle söylüyor), daha doğrusu bunu tartışmaya yanaşmayacak kadar bu konuya az önem veriyor Toffler. Onun için önemli olan, insanın heva ve heveslerinin bedenî güdülerle başlayıp, bedenî güdülerle biten tatmin edilmesi olgusu. Bu da, yine onun gözünü kamaştırmış, aklını başından almış olan teknolojinin oyuncaklarıyla olacak.

Sistem, yerini yerel eğilimlere bırakıyormuş. Merkezi yönetimin sonu geliyormuş. Toffler tarihle alay etmekle kalmıyor, insan toplumlarının varlık kanunlarını da hiçe sayıyor. Onun Marks'tan daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Her yerde atomizasyonun özendirildiği, her ferdin "ben, ben, ben" dediği bir toplumda mahalli eğilim kalır mı acaba? Bu, kişi sayısınca eğilim olabilir olsa olsa.

Analitik ve tümevarımcı gözüken fakat mekanik, robotik ve kategorik, sığlıktaki bir zihin faaliyetinin ürünü Toffler'in sözleri. Tipik Amerikan sığlığı. Fakat aslında o tümden gelimci bir usulle daha işin başında insan–dünya ilişkisini belirlemiş. "Amerikan toplumunun kendi bünyesinden düşünür çıkarma şansı var mıdır?" diye hep düşünmüşümdür. Toffler sadece tereddütlerimi besliyor. Fakat en sonunda söyleyeceğini söylüyor: "Artık standart bir aile yapısı yok". Ne güzel (!). Hiçbir kural, değer, prensip yok. Yani sınırsız özgürlük. Zaten "Megatrend 2000"in vazettiği de bu değil miydi?

NİYET VE NAZAR

Gözbağcılık yapıyor. Süper sembolik ekonimiyi anlatıyor. Modası geçmiş ekonomi kavramları ve işletme sistemleri ile yeni ekonomik yapının anlaşılamayacağını söylüyor. Peki bugün de tarım yok mu? Endüstriyel üretim olmayacak mı? Bilgi asıl olacakmış. Bilgi neyin aslı olacak? Bilgi olsa olsa tarım ve endüstri üretiminin aslı olabilir. Yeni metodların geliştirilmesi nasıl olacak? Bilimsel araştırmayı kim yapacak? Her konuda karşımıza insan çıkmıyor mu? Bilgi çağı insanın dışında mı gelişiyor?

Söylediklerinin doğruluğundan ve kendisinden son derece emin. ABD'nin öncülüğünü satır aralarına sokuşturmaktan çekinmiyor. Fakat bunu güç olgusuyla irtibatlandırmıyor. (Çünkü bu, olağanüstü dönemlerde başvurulan bir söylem ve şimdi gerek de yok: "ABD'nin Ortadoğu'da menfaatleri vardır ve bunu korumak için saldırganlara hakettikleri cevap verilecektir". Bu, ABD başkanının Körfez Harbi öncesindeki konuşmalarından birinde geçen bir cümle). ABD gibi bir ülkeden Toffler'in çıkması normal. Çünkü zemin buna çok müsait. Sinema sektöründeki filmlere varıncaya kadar güç gösterisi, bencillik, şiddet, en küçük menfaati uğruna dünyayı ateşe verme güdüsünün, kendinden başka hiç kimseyi, hiçbir şeyi tanımama, görmeme, kabul etmeme manisinin kabardığı bir ülkede neşet eden Toffler'in, diğer ülkelere önem vermesi, onları kaydadeğer bulması beklenebilir mi? Merhum Necip Fazıl, İslam öncesi Arap düşüncesinin dünyaya bakışına değinirken, Araplar'ın dünyayı ikiye ayırdığını söyler: Arap ve Acem. Acem, yani Arap dışındaki herkes. Arap insanı dış dünyayı ayırma lüzumu duymaz. Arab'ın dışındaki herkes acemdir, yani hepsi aynı. "Arab'ın Acem'e, Acem'in Arab'a üstünlüğü yoktur" derken bu üstünlük kompleksini silmek ister Allah Resulü (s.a.v.). Toffler, İslam öncesi Arap düşüncesini ne güzel (!) temsil ediyor: "Amerika ve diğerleri".

TARİH DENİLEN FANTAZİ (!)

Zihnî gelişimini çok farklı hem de dünyaya düzen verme iddiasında ve süper güç konumundaki bir ülkede tamamlayan bir insanın diğer ülkeleri dünyanın kaderini etkileyebilecek güç gibi görmesi zor olabilir. Fakat acaba tarih bize yardımı olamaz mı? Toffler, yeri geldiğinde, tarih bilgisine ihtiyaç olduğunu söylüyor fakat bu aslında onun için bir fantezi. Tarihi lineer görüyor. Hatta tarihi önemsemiyor bile. Yer yer kendini ele veren bilinçaltı "Amerika gerçeği" diyor. Toffler için insanın yerine bilgi hükmettiğine göre, beşerî faktörler artık önemli değildir. Çünkü tarihi, tekerrürler süreci olarak gören biz geri kafalılar, bu tekerrürleri insanın ve insan toplumlarının değişmeyen tabiatlarıyla açıklarız. İnsan tabiatı kavramı ise Toffler'e göre herhalde yobazca bir fantezi. Bu yola girme riskini ortadan kaldırmak için insan ve toplum gibi faktörlerin bilginin hükmettiği çağda tarihe tesir edebilecek gücünün olmadığını satır aralarına yerleştiriyor Toffler (tıpkı Fukiyama gibi). Aksi takdirde Roma'nın akibetine benzer bir akibet düşünebilir, benzerlikler kurabiliriz. Bu ise geri bir düşüncedir (!). Tarihten medet ummanın, tarih kanunları vazetmenin artık zamanı geçmiş, Toffler ve Fukiyama yaklaşımında artık tarihin sonu gelmiştir. Dünyanın kaderini değiştirecek, bugünkü düzeni alt–üst edecek ve tarihe malolacak yeni bir gelişmeye artık kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu güçsüzlük kültürel planda da kendisini gösterecektir veya zaten kültürel güçsüzlük, yetersizlik ve zayıflıktan dolayı hiçbir millet böyle bir değişime güç getirmeyecektir. Global kültür ise Amerikan kültürü demektir. Çünkü Amerika globaldir ("globe", yani küreye hakimdir). Elimize aldığımız bir portakal bizim için ne ise yerküre de Amerika için odur. Değişik fonksiyonlar gören yüzlerce uydu bütün dünyayı her saniye dinlemekte, gözlemekte, kontrol etmektedir. Amerikan filmleri her yerde izlenmekte, McDonald's'ın hamburgerleri her yerde yenmekte, Rap müzik biz geri kültürlüler tarafından taklit edilmektedir. O halde tarihin geçmişi bilmek dışında bir fonksiyonu kalmıyor. Tarih ve tarih felsefesi biraz heyecan verici bilgi, biraz zihin jimnastiği anlamına geliyor. Bir fantazi yani.

KAFAYI DUVARA

VURMAYA DEVAM

Toffler, son kitabında elektronik mucizesinin yönettiği yeni silahları, yeni tip silah endüstrilerini, çok az zahmetlerle kitle imha silahlarının hedefi nasıl vuracağını ballandıra ballandıra anlatırken hayrete düşüyoruz. Acaba Bilgi Çağı toptan imha usullerinde yeni bir çığır mı açacak ve bu durum onu mest mi ediyor?

Toffler'in, Bilgi Çağı'nın fizikî altyapısı, bunun önemi, günlük yaşantımıza getireceği rahatlık konusunda söyledikleri tabii ki gerçek. Bunu zaten herkes görüyor. Fakat Toffler bunları insan–insan ilişkilerinde araç olma konumundan çıkarıyor. Yeni bir din (!) karşısındayız. Modernlik, kitlesellik gibi eski dinler de (!) defterden siliniyor. Artık Bilgi Çağı dini (!) ve onun yeni ibadet tarzı, yani çeşitliliği artmış üretim karşımızda. Tehlikeli düşünceler taşıyan gözü kamaşmış bir adam. Ve onu ağzı açık dinleyenler...

* Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.