[Dr. Melih Can] Özbekistan: Bir “garip” darbe girişimi!

[Dr. Melih Can] Özbekistan: Bir “garip” darbe girişimi!
HABERLER YORUM
16 Mayıs 2005, Pazartesi

Özbekistan’da bir anda patlak veren olaylar beklenildiği gibi oldukça kanlı sayılabilecek bir sonla şimdilik bastırılmış görünüyor. Kerimov, “demir yumruk” politikasının ruhuna uygun bir şekilde, kendisinden beklenen tepkiyi bir kez daha ortaya koymak suretiyle, “ben buradayım” mesajını verdi.

Kuşkusuz, bu gelişmeleri bir “sürpriz” olarak değerlendirmek çok doğru olmaz. Bu ülkenin adı, uzun zamandır Avrasya bölgesindeki “siyasi çerçeve” değişikliğine aday ülkeler arasında geçmekte ve Kerimov, adeta “diken” üzerinde oturmaktaydı. Özbekistan’da bu olaylara zemin hazırlayan sürecin çok hızlı bir şekilde işlediği, bölgeyi yakından izleyen uzmanların dikkatinden kaçmamaktaydı. Adeta, birileri ülkede var olan “istikrarsızlık” gündemini ve Devlet Başkanı İslam Kerimov aleyhindeki atmosferi pompalamaktaydı. “Özgür Çiftçiler Partisi” lideri Nigara Hidayatova, Kırgızistan’daki devrim sürecinin diğer Orta Asya ülkelerine de sıçrayacağını belirtmekte ve Hidayatova’nın partisi, Kerimov’un rejimine sahip olduğu taban itibarıyla ciddi bir tehdit olarak gösterilmekteydi. Ayrıca, Kerimov rejiminin çiftçilere yönelik sıkı önlemler almaya başladığı ve Özgür Çiftçiler Partisi’nin Taşkent yakınlarında çiftçiler ile “Ulusal Çiftçiler Derneği”nin kurulması amacıyla gerçekleştirmek istediği görüşmeyi engelleme yoluna gittiğinin de altı çizilmekteydi. Hatta, bu partinin liderlerinin Özbek Güvenlik Servisi tarafından düzenlenecek bir operasyonda ilk hedefler arasında yer alacağı da iddia edilmekteydi. Böylece, Özgür Çiftçiler Partisi, bir anda Özbekistan’ın ve bölgenin gündemine oturtularak, protesto gösterileri Taşkent’e kadar taşındı. Bu sıralarda bir grup çiftçi, ABD Büyükelçiliği önünde toplanarak Özbek yönetimini protesto etti ve ABD Büyükelçiliği’nden, ülkenin güneyinde yer alan Şahrisabz kasabasından Bakhodir Çoriyev adındaki akrabalarına sığınma hakkı verilmesini istediler. Protesto gösterileri ile birlikte, ABD de devreye dolaylı yollardan sokulmuş oluyordu. Bu gelişmeler karşısında, Kerimov yönetimi ise, Taşkent’teki hükümet binalarını güvenlik altına alan yeni bir bariyer sistemine geçerek, olası bir halk ayaklanmasında halkın hükümet binalarına yürümelerini engelleme yolunda tedbirler alma yoluna gitti.

Muhalifler ortada yok, peki neden?

Ayrıca, kent merkezindeki Başkanlık Sarayı’na ve kritik konumdaki hükümet binalarına giden yolların vb. ulaşım güzergahlarının yönleri de değiştirildi. Geliyorum diyen olaylara karşı Kerimov rejimi de hazırlıklı olduğu mesajını veriyordu.

Özbekistan’daki son olaylar oldukça “garip” sayılabilecek gelişmelere tanık oldu. Öncelikle, ortada Özgür Çiftçiler Partisi yoktu, oysa günlerdir uluslararası kamuoyu bu partiyle ve eylemleriyle yatıp kalkıyordu. Ayrıca, gözler diğer muhalif partileri ve liderleri de aradı, Gürcistan, Ukrayna ve son olarak Kırgızistan olaylarında görüldüğü üzere...

Muhammed Salih’in ifadesiyle, Özbekistan’da “demokratik devrim başlamıştı” ama ortalıkta muhalefet ve lider/ler yoktu. Oysa, 11 Eylül sonrası ABD’nin bölgeye yerleşmesini ve Batı dünyasının tüm dikkatlerini bu bölgeye yöneltmesini büyük bir fırsat olarak değerlendiren muhalif gruplar, gerek ülke içindeki ve gerekse de dışındaki faaliyetlerini artırma yoluna gitmek suretiyle, eylemlerine ülke içinde artan bir kitlesel destek ve etkinlik, yurtdışında ise meşruluk temeline dayanan bir boyut kazandırmak peşindeydiler ve bu son olaylar onlar için bulunmaz bir fırsat olabilirdi.

Diğer taraftan gözler, “radikal İslamcı” gruplar ve örgütleri de aradı, Özbekistan İslami Hareketi’ni (her ne kadar Afganistan’a yönelik ABD operasyonunda önemli darbeler almış olsa da), Hizbu’t Tahrir’i ve diğerlerini; uzun yıllardır İslam Kerimov rejiminin ve ABD’nin tehdit olarak gösterdiği ve tüm eylemlerini bundan dolayı meşru göstermeye çalıştıkları... Ortada tanıdığımız isimler yoktu. Oysa, bu örgütlerden/partilerden birisi olan Hizbu’t-Tahrir ile Özbekistan arasındaki gerginlik, Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’un Çek Devlet Başkanı Vaclav Klaus ile 13 Eylül 2004 tarihinde başkent Taşkent’te gerçekleştirdiği basın toplantısındaki açıklamalarıyla en üst düzeylere tırmanmış vaziyetteydi. Kerimov, ilgili basın toplantısında yaptığı açıklamada Hizbu’t-Tahrir’in uluslararası alanda faaliyetlerinin yasaklanmasını ve örgütün ana karargahı durumundaki Londra merkezinin kapatılarak bu ülkedeki faaliyetlerinin İngiliz yetkililer tarafından yasaklanmasını gündeme getirmekteydi. Örgüt ise, buna karşılık, Özbekistan’a meydan okuyan bir açıklamada bulunarak, Kerimov’u entelektüel birikimden yoksun, iflas etmiş bir lider olarak nitelendirmiş ve ülkesindeki Müslümanlara ve Hizbu’t-Tahrir üyelerine her türlü eziyeti, işkenceyi yapan ve onları öldüren bir “zalim” olarak suçlamıştı. Hizbu’t-Tahrir, Kerimov’dan ülkesindeki diktatörlük ve şiddete son vermesini de istemekteydi.

Fakat, son olaylarda karşımıza, adını kurucusu Andicanlı Ekrem Yoldaşov’dan alan ve neredeyse çoğumuzun ilk defa duyduğu “Ekremiler” grubu çıktı. Öyle ki, bir kısım haberlerde bu dinî grubun üyelerinin Hizbu’t-Tahrir’le bağlantılı olduğu iddia edilirken, bir kısım haberlerde ise bu grubun Hizbu’t-Tahrir’i reddettiği belirtiliyordu.

Dış faktörlere gelince, hiçbirinden, özellikle de “Batı”dan ses çıkmadı desek yerinde olur. Kerimov’un sert yöntemi karşısında belki de bu ayaklanma girişiminde bulunanlar tüm dünyanın Kerimov’un üzerine yürüyeceğini bekliyorlardı; ama öyle olmadı. Oysa, İslam Kerimov’un rejimini korumak noktasında attığı her adım ve dış politikada uzun bir süredir izlediği “çok yönlü politika” neredeyse iflas etmiş durumdaydı. 2002 Aralık ayında Özbekistan’ın en büyük ve tek stratejik ortağı olarak ilan ettiği ABD, bugün Özbek lideri hedef almış görünüyordu. Bundan dolayı olsa gerek, Kerimov 2004 yılının ikinci çeyreğinden itibaren gözle görülür bir şekilde dış politikada ibreyi Rusya’ya çevirmiş ve Özbekistan’ın “öncelikli stratejik ortağı” olarak ilan etmişti.

Özbekistan örneği, bundan sonraki süreçte “totaliter” rejimlere yönelik darbe girişimlerinin hiç de kolay olmayacağını göstermiş ve bu çerçevede diğer Orta Asyalı liderlere bir bakıma “ilham kaynağı” olmuştur. Kerimov’un sert tedbirlerinin arkasında Rusya’nın gölgesi kendisini hissettirmektedir. Orta Asya’daki güç mücadelesinde, oldukça stratejik öneme sahip olan ve Orta Asya bölgesinin kalbi olarak da nitelendirilen Özbekistan üzerindeki güç mücadelesinin oldukça kanlı geçeceği bir kez daha görülmüştür. Birileri bunun rövanşını almak için tekrar harekete geçecektir...

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir