Vergide adalet: Akaryakıt üzerinden bir değerlendirme

HABERLER YORUM
11 Ağustos 2013, Pazar

Vergi, kamusal ihtiyaçların karşılanması için en doğal ve olması gereken kaynaktır. Kamu gelirlerinin arasında en önemlisi vergidir. Fakültede vergiyi anlatırken, doğrudan doğruya bir karşılığının olmadığından bahsederiz.

Verginin karşılığında kamusal mal ve hizmetler vardır ancak, ödediğiniz verginin hangi kamu hizmetinde harcanması gerektiğine karar veremezsiniz. Karar süreci siyasi mekanizma ile olur ki; vatandaşın bu sürece etkisi sınırlıdır. Dolayısıyla vergi, bir vatandaşlık görevi olarak, hatta kutsal bir ödeme olarak dile getirilir. Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır ama kutsallığa giden yolun da adil olması gerekir.

Vergilemenin birtakım ilkeleri vardır ki, bunlar içinde en önemlisi adalettir. Bir vergi sisteminin başarılı ve etkin olması adil olmasından geçer. Adil olmayan bir vergi sistemi, vatandaşlar üzerinde bir yüktür.

Eğer toplumda ödediği vergi karşılığında yeterince kamu hizmeti alamadığını düşünenlerin sayısı artıyor ise, bu önemli bir sorundur. Ancak bundan daha önemli olanı, vergisini ödeyen dürüst mükellefin, vergisini ödemeyen ya da olması gerekenden daha az vergi ödeyen kesimler karşılığındaki acziyetidir. Bu, yeterince kamu hizmeti alamamaktan daha da vahim bir durumdur. Çünkü aslında kişiler devlete ne kadar vergi ödediğini tam olarak hesaplayamazlar. Aynı zamanda devletten ne kadar kamusal hizmet aldığını da fiyatlandıramazlar. Örneğin kaç TL'lik güvenlik hizmeti aldığımızı bilebilir miyiz? Ya da adalet hizmetlerinden payımıza düşen kaç liradır? Belki hayatınızda hiç karakola veya mahkemeye işiniz düşmemiştir, bu kurumlardan hiç hizmet almamışsınızdır; ancak sizin ödediğiniz vergilerden bu hizmetler de finanse edilmektedir. Ne kadar vergi ödediğinizi bilemezsiniz, çünkü size yansıyan vergiler vardır, fiyat içinde gizlidir onlar… Acaba kaçımız alışveriş yaptıktan sonra fişi elimize alıp, ne kadar KDV ya da ÖTV ödediğimize bakarız? Örneğin ABD'de bir malın etiket fiyatı vergi hariç fiyatıdır. Kasada ödeme yaparken vergisi eklenir ve ödenen vergi doğrudan doğruya hissedilir. Ancak Türkiye'de durum böyle değildir. Dolayısıyla vatandaşların büyük bir kısmı; ne kadar vergi ödediğini ve ne kadar kamu hizmeti aldığını tam olarak hesaplayamayacağından; hangi hükümet döneminde olursa olsun, ödediği vergi karşılığında yeterince kamu hizmeti alamadığını düşünür. Ancak vergide adalet, çıplak gözle görülebilirliği yüksek bir olgudur. Vergilerinizi zamanında ödeyen bir esnafsınızdır, bu konudaki hassasiyetiniz son derece yüksektir. Ancak komşunuz olan diğer esnafın, vergisini ödememesine rağmen gayet rahat olduğunu görürsünüz. Çünkü o esnaf, ortalama olarak 3 yılda bir gelen vergi affı ile vergi borcunun faizini sıfırlar, üstüne bir de anaparayı taksitle öder. Haksız rekabetin vergisel boyutu da işte böyle ortaya çıkar. Şayet ücretli olarak çalışan birisi iseniz, zaten ücretiniz ödenmeden gelir verginiz kesilir. Dolayısıyla sizin vergiden kaçınma ya da vergi kaçırma “imkânınız-ihtimaliniz (!)” yoktur. Ama ücretinizi aldığınız şirket için durum böyle değildir. Çünkü o önce kazanır, sonra vergi verir. Verir ama ne kadar verir, bu hep soru işaretidir. Oysa sizinkisi o kadar nettir ki, incelemeye bile ihtiyaç yoktur.

DOLAYLI VERGİLER VE MASUMİYET

Vergide adaletin olup olmadığının anlaşılması için ilk bakılacak veri toplanan vergi gelirleri içinde dolaylı ve dolaysız vergilerin payıdır. Türkiye'de uzun yıllardır dolaylı vergilerin payı oldukça yüksek seyretmektedir. Dolaylı vergiler, fiyat içinde gizlenebilen, tükettiğiniz sürece ödemek zorunda kaldığınız vergilerdir. Ve dolaylı vergiler toplumun tüm kesimlerinden alınır. Çünkü genel olarak tüketime dayalıdır.

Güncel bir konu olması nedeniyle akaryakıt üzerinden alınan vergileri ele alalım. Türkiye'de akaryakıt üzerinden alınan vergi oranları her dönem yüksek seyretmiştir. Dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanmamızın ana nedenlerinden birisi de budur. Son yirmi yıldaki vergi gelirleri incelendiğinde, hükümetlerin akaryakıt üzerinden alınan vergiden neden vazgeçemediğini/vazgeçmek istemediğini; sadece akaryakıt vergisi ile kurumlar vergisi gelirlerini karşılaştırarak görebiliriz. 1992 ve 1993 yıllarında akaryakıt tüketim vergisinin toplam bütçe gelirleri içindeki payı kurumlar vergisinin %70'i kadardır. Yani kurumlar vergisinden daha az gelir elde edilmiştir. Ancak 1994 yılından itibaren hiçbir yılda kurumlar vergisi gelirleri akaryakıt vergisi gelirlerinden daha yüksek değildir. 1994'teki kırılma noktasının önemli bir nedeni de kriz ve yaşanan devalüasyondur. 1994'ten 2002 yılına kadar akaryakıt üzerinden alınan vergiler kurumlar vergisi gelirlerinden ortalama olarak %50 daha fazladır. Yani devlet 100 TL kurumlar vergisi toplarken, akaryakıt üzerinden 150 TL vergi elde etmiştir. Düşünsenize, bu kurumlar içinde nice holdingler, dev şirketler ve bankalar da vardır. Ancak tüm bu kesimlerin ödediği toplam vergi, akaryakıt üzerinden alınan verginin toplamının oldukça altında kalmıştır. 2002 yılına gelindiğinde ise bu oran neredeyse 2 katına çıkmıştır. Devletin 2002 yılında kurumlardan topladığı vergilerin bütçedeki payı %9'larda iken, akaryakıt üzerinden alınan vergilerin bütçedeki payı %18'leri geçmiştir. Bu durumda döviz kurunun da etkisi olmuştur, ancak sonuçta vergi oranı yine yüksek seyretmiştir. 2006 yılından itibaren ise bu iki oran arasında yakınlaşma başlamış, ancak hiçbir zaman kurumlar vergisi gelirleri akaryakıt üzerinden alınan vergilerin üzerine çıkamamıştır. Şimdi bu veriler ışığında akla şu soru geliyor: Türkiye'deki kurumlar vergisi mükelleflerinin tümünden alınan toplam vergi, son 20 yılda sadece akaryakıt üzerinden alınan toplam verginin üzerine çıkamamışsa bu işte bir terslik yok mudur? Peki, o zaman neden vergi rekortmenleri olarak kurumları sıralıyor, ödüller veriyoruz? Asıl vergi rekortmeni son 20 yıldır açıkça görülüyor ki, vatandaşın kendisi… Tabii ki, burada vergisini ödeyen, dürüst işadamı, tüccar ve esnaftan bahsetmiyoruz. Bu kesim arasından çıkan vergi rekortmenlerini biz de alkışlıyoruz. Ama sistemdeki bu çarpıklığın da herkes tarafından görülmesi gerekmez mi?

Türk vergi sistemi, yapılmaya çalışılan birçok reform girişimine rağmen halen yeterince adil ve etkin değildir. Sistem içindeki kronik sorunlar, vergide adalet duygusunu zedelemekte, vergiye gönüllü uyumu azaltmaktadır. Sistemdeki en önemli sorunlardan birisi de akaryakıt örneğinde görüldüğü üzere dolaylı vergilerin halen yüksek düzeyde seyretmesidir. 'Dolaylı vergiler, kolay toplanır, hissi azdır, yükü hissedilmez' diye anlatılır ders kitaplarında... Çünkü fiyat içinde gizlidir. Ancak özellikle akaryakıt tüketimi üzerindeki yük, hissedilmeyecek bir yük değildir. Artık bu tanımlamayı sanırım kitaplardan kaldırmak gerekecek. “Hisse de, hisse de tüketmeye; tükettikçe ödemeye devam edilen vergiler” demek belki de daha doğru olacak.


*Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.