[Yorum - Erhan İçener] Kıbrıs'ın ve Türklerin geleceği

[Yorum - Erhan İçener] Kıbrıs'ın ve Türklerin geleceği
HABERLER YORUM
17 Temmuz 2011, Pazar

Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarının liderleri Eroğlu ve Hristofyas, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüme ulaşmak için gerçekleştirdikleri müzakerelerin geldiği noktayı ve geleceğini BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon başkanlığında görüşmek üzere 7 Temmuz Perşembe günü Cenevre'de bir araya geldiler.

Eroğlu-Hristofyas-Ban üçlüsü aynı amaçla Kasım 2010'da New York'ta ve Ocak 2011'de yine Cenevre'de olmak üzere iki zirve daha gerçekleştirmişti. Genel Sekreter'in açıklamaları ile müzakerelerde bu sefer gerçekten bir sona yaklaştığımız sinyalini veren ve Kıbrıs'ta sonucu büyük bir merakla beklenen bu zirvenin en önemli sonucu BM Genel Sekreteri'nin müzakereleri sonlandırma niyetiyle taraflara bir yol haritası çizmesi olmuştur. Genel Sekreter, açıklamasında müzakere edilen tüm başlıklarda ekim ayına kadar yakınlaşma sağlanması beklentisini ifade etmiş ve ekim ayında liderleri New York'ta üçlü görüşmeye çağırmıştır. Genel Sekreter ayrıca bu görüşmelerin Güvenlik Konseyi'ne konuya ilişkin olumlu bir rapor sunmasına imkân sağlayacağını belirtmiştir. Cenevre Zirvesi'nin önemli diğer iki sonucu olarak iki liderin müzakerelerde BM'nin daha aktif bir rol oynamasını kabul etmesi ve müzakereleri sonlandırmak üzere ilgili tarafların katılacağı bir uluslararası konferansın toplanacağının açıklanması sayılabilir.

Genel Sekreter açıklamasında yıl sonunda yazacağı rapora atıfta bulunarak çözüm için daha az çaba gösteren tarafın süreç sonucunda bir anlamda çözümü istemeyen taraf olarak ilan edileceğini ima etmiştir. Raporun BM Genel Sekreteri'nin müzakerelerin devamına ya da sona erdirilmesine ve Ada'da bulunan BM Barış Gücü'nün geleceğine dair görüşlerini de içermesi beklenmektedir. Uyarı olarak nitelendirilebilecek bu açıklamanın tarafları çözüm yolunda daha istekli olmaya teşvik etme amaçlı yapıldığı aşikârdır.

Zirve sonrasında Kıbrıs Türk tarafında olumlu bir hava hâkimken Kıbrıs Rum basınından yansıyan haber ve yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla Rum tarafı açıklanan takvim ve BM'nin müzakerelerdeki rolünün artacak olmasından memnun olmamıştır. Uluslararası toplum tarafından tanınıyor olması ve AB üyeliği sebebiyle müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafına göre daha avantajlı durumda olan Rum tarafı, 'suni' ve 'sıkboğaz eden' bir takvimlendirmeye karşı olduğunu ifade ederek 'top çevirme siyaseti' diye nitelendirilebilecek bir tarzı benimsediğini uzun bir süredir belli etmekteydi.

Ancak mevcut durumun sürdürülemez bir durum olduğu ve müzakereleri zaman sınırı olmaksızın devam ettirme yöntemine artık bir son verilmesi gerektiği son dönemde iyice belirginleşmiştir. Kıbrıs sorununun uluslararası boyutları sorundan etkilenen taraflarla bir anlaşmaya varılması ve bu yöndeki çabaların artırılması konusunda baskı yapmaktadır. 2012 yılı Temmuz ayından itibaren AB Konsey Dönem Başkanlığı'nın, bölünmüş Kıbrıs'ın Rum idarecileri tarafından altı aylığına yürütülecek olması, devam eden müzakere sürecine doğal bir zaman sınırlaması getirmekte ve bu tarihten önce adada bir çözüme varılması amacıyla müzakerelere hız verilmesini gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde taraflar arasında yeni krizlerin doğması kaçınılmaz olacaktır. Tabii ki bu durum AB'nin savunduğu ve vazettiği değerlere bağlılığını ve dolayısıyla güvenilirliğini de yeniden tartışmaya açacaktır.

AB'nin güvenlik aktörü olarak etkisini daha da artıracak olan AB-NATO işbirliğinde de Kıbrıs sorununun negatif etkileri açıkça görülmektedir. Ayrıca Türkiye'nin AB müzakere sürecinin büyük ölçüde Kıbrıs sorunu yüzünden durma noktasına gelmesi Türkiye'yi ve Türkiye'nin üyelik sürecine önem veren uluslararası aktörleri Ada'nın geleceği hakkındaki gelişmeler konusunda sabırsızlandırmaktadır. Avrupalı düşünce kuruluşlarının mevcut durumda Türkiye ile olan bağların özellikle dış politika alanında nasıl geliştirileceği üzerine peşi sıra yayımladıkları raporlar, Kıbrıs sorununun nelere engel olduğuna ve dolayısıyla müzakerelere niçin hız verilmesi gerektiğine ilişkin önemli mesajlar içermektedir.

Bu bağlamda Cenevre Zirvesi'nin sonuçlarını önemli kılan, Genel Sekreter'in görüşmeleri bir şekilde sonlandırma kararlılığında olmasının ortaya çıkmasıdır. Genel Sekreter'in açıklamasında -sürece ivme kazandırmak amacıyla- 'mevcut çerçevede son dönemece girdik' mesajı verilmiştir. Umulur ki bu mesaj tarafları motive etsin ve Kıbrıslı Türk ve Rumlar tarafından kabul görecek bir anlaşmaya varılsın.

ÇÖZÜMSÜZLÜK DEVAM EDERSE...

Devam eden müzakerelerin olumlu sonuçlanması ve sonrasında Kıbrıslı Türk ve Rum ortaklığında sorunsuz işleyen bir Birleşik Kıbrıs'ın oluşması, ideal olan ve desteklenmesi gereken bir hedeftir. Tarafların ve süreci destekleyenlerin kararlılığı ve olumlu yaklaşımlarıyla en çetrefilli konularda bile orta noktalara ulaşmak hayal değildir. Fakat mevcut çerçevede bir çözüm gerçekleşmeyecekse bu durumun ilan edilmesi ve bundan sonraki dönemde çabaların meşru bir zeminde Kıbrıs'ın geleceğinin nasıl şekilleneceği üzerinde harcanması artık bir gereklilik olarak gözükmektedir. Taraflar arasında BM parametreleri çerçevesinde bir çözümde anlaşılamaması ya da Kıbrıslı liderlerin mutabık kaldığı bir çözümün Türk veya Rum toplumlarınca kabul edilmemesi halinde ne olacağı üzerine kafa yorma zamanının geldiği ilgili tüm taraflarca ciddi biçimde düşünülmelidir. Bu durum taraflara çok şey kaybettirmiş olan 'çözümsüzlük çözümdür' pozisyonunun farklı bir versiyonu olarak algılanmamalıdır. Zira bitmek bilmeyen müzakere sürecinde kaybedilen zamanın adadaki statükonun devamına ve normalleşmesine hizmet ettiği bir gerçektir. Müzakereler çerçevesindeki ideal çözümün fetişleştirilmesi Kıbrıslı Türklerin federal bir devletin parçası olarak ya da başka bir şekilde var olma mücadelesini sonu belli olmayan bir zaman dilimine yaymakta ve zayıflatmaktadır. Tam da bu nedenle mevcut durumun yakın bir zamanda değişmesi Kıbrıslı Türklerin sosyal, ekonomik, siyasî ve kültürel geleceği açısından hayatî bir gerekliliktir.

Kıbrıs sorunu üzerine yapılan analizler genelde ve şaşılmayacak şekilde Türkiye-AB ilişkileri, NATO-AB ilişkileri, Akdeniz'in uluslararası aktörler için önemi ve güvenliği çerçevesinde güvenlik ve enerji politikaları perspektiflerinden incelenmektedir. Mesele, en az bu konular kadar önemli olan Kıbrıslı Türk ve Rumların kendi topraklarında huzur ve barış içinde yaşamaları ve çocuklarına umut dolu bir gelecek bırakmaları meselesidir. Her ne kadar çözümsüzlük durumundan iki toplum da etkilense de bu durumdan ve sürecin uzamasından daha fazla zarar gören Kıbrıslı Türklerdir. Yapılan değerlendirmelerde göz ardı edilen, meselenin insan merkezli boyutu ve Kıbrıs Türk toplumunun gündelik hayatının ve geleceğinin mevcut durumdan nasıl etkilendiğidir. Ada'da ilgili tarafların kabul ettiği A, B ya da C planı olarak değerlendirilebilecek kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmaya varılmadığı sürece Kıbrıslı Türklerin faydalanması için Türkiye ya da Kıbrıs Rum Kesimi tarafından sunulan çözüm ve hizmetler Kıbrıslı Türklerin sorun ve taleplerini çözmek açısından kısa vadeli ve geçici olacaktır. Açıktır ki Kıbrıslı Türkler kimliklerinin kabul görmesini, hayatlarını ve geleceklerini ilgilendiren meselelerde kendi kaderlerini tayin etmeyi ve bu haklarının uluslararası toplum tarafından saygıyla karşılanmasını bekleyerek 'gerçek anlamıyla' ve bir 'sorun'un parçası olarak görülmeden küresel siyasette yer almak istemektedirler.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir