[Yorum - M. Naci Bostancı] 'Kamuoyu kimin oyu?'

HABERLER YORUM
21 Haziran 2007, Perşembe

Yukarıdaki başlık Pierre Bourdieu'ya ait. Bu istifham dolu ifade, seçimlere doğru gittiğimiz bugünlerde daha çok hatırlanıyor. Gazetelerde her gün kamuoyu araştırmaları yayınlanıyor.

İnternet siteleri çeşitli yöntemlerle eğilimleri ölçmeye çalışıyorlar, sonuçları iddialı başlıklarla okuyucularına duyuruyorlar. Televizyon kanallarında da kamuoyu araştırmaları hayli revaçta... Bu eğilimin seçimlere kadar süreceği açık. Geçmiş seçimlerde de neredeyse son ana kadar araştırma sonuçları yayınlandı. Hatta kimi gazetelerin seçim yasaklarını ihlal etmeyi dahi göze alarak son gün seçmen eğilimlerini sekiz sütuna manşet verdiğini hatırlıyoruz. Bütün bunlar niçin yapılır? Kamuoyu araştırmalarını bu kadar tartışmalı kılan sebepler nelerdir? Bu araştırmalardan ne murat edilir ve bu araştırmaların beklentileri yerine getirme gücü nedir?

Bu soruları daha da çoğaltmak mümkün. Siyaset gibi farklı yorumlara, çelişik akıl yürütmelere açık bir alana yönelik kamuoyu araştırmalarının, beraberinde birçok soruyu çağrıştırması doğal. Malum, "seçmen" gönlünden geçen eğilimleri sadece temenni etmez, aynı zamanda biraz öngördüğünü düşünür. Bu öngörüyle araştırma sonuçları arasındaki ilişki, kişiyi memnun da edebilir, öfkelendirebilir de. Memnuniyet daha yalın bir duyguyken, öfkeler beraberinde ithamları da getirir. Bunun tersi ise farklı partilerdeki makul insanların ortak vicdanında teşekkül etmiş bir hakkaniyet ölçüsünün hayli dışına çıkan sonuçların uyandırdığı etkidir. Seçimlerden birinci çıkacağı hususunda neredeyse ortak bir kanaat oluşmuş bir partiyi anket sonuçlarında barajın biraz üzerinde takdim ettiğinizde hiçbir inanırlığınız kalmaz. Buradaki zararın büyük kısmı işin sahibine düşse de kalan kısmı tüm araştırma şirketlerine hatırı sayılır bir güven kaybı olarak yansır.

Gallup, başkanı bilmişti

Siyasî kamuoyu araştırmalarının mazisi çok eskiye gitmez. Bu işin öncülerinden Gallup, 1936 Amerikan başkanlık seçimlerinin sonuçlarını uyguladığı yöntemle önceden tahmin etmişti. Onun, Amerikan seçmenlerini temsilen seçilecek birkaç bin kişinin eğiliminin tüm Amerika'nın eğilimini vereceği iddiası, başlangıçta alaycılıkla karşılanmıştı. Ancak Gallup'un verdiği sonuçların çıkması bu çalışma biçimine ilgiyi artırdı. Son olarak Fransa'da Sarkozy'nin % 53 ile seçileceği, diğer adayın % 47 oy alacağı söylenmişti, oranlar aynı çıktı. Bizde de kamuoyu araştırmaları son yirmi yıldır ağırlıklı olarak gündemde. İnsanlar genel eğilimlerin ne durumda olduğunu merak ediyorlar, şirketler ve medya da bu merakı karşılamak için ellerinden geleni yapıyor. Bu karşılıklı ilişkinin içinde bir de partiler var. Onlar hem kendi durumlarını görmek hem de şüphesiz kamuoyuna olduklarından çok daha güçlü görünmek için, çeşitli araçların yanı sıra kamuoyu araştırmalarını da kullanıyorlar.

Her şeyden önce şunu teslim etmek lazım: Bilimsel kurallara uygun şekilde yapılan kamuoyu araştırmalarının sonuçları -en azından partilerin yöneticilerince- ciddiye alınmalı. Batı dünyasında bu türden birçok araştırmaya rastlarız. Bu ciddiye almayı engelleyen en önemli husus, siyasî partilerin merkezine yürüdükçe daha katı bir şekilde hissedilen fantastik havadır. Siyasal propaganda başkalarından önce aslında tam da o partilerin çekirdeğinde başlar. Partilerin çeşitli kademedeki yöneticileri oradaki karar verici elitlere sürekli "iyi haberleri" taşıyanlar olmak isterler. Bu aynı zamanda kendi çalışkanlıklarının ve başarılarının bir kanıtıdır. Yine parti çekirdeğindeki inci durumundaki genel başkana yaklaşılırken onun "büyüleyici" kudretinden etkilenme artar. Bunun ardında önemli oranda genel başkanın partiye ait maddî ve moral kaynakları dağıtma kudreti vardır. Olumlu yaklaşım, iyimser yorumlar zımnî olarak kendi karşılığını makam, mevki, mikro iktidar alanları olarak genel başkandan talep eder. Buradaki bir başka neden de parti kolektif kimliğini temsil eden genel başkanın, tam da bu kimliğiyle partiye olan inancı kitlelere taşıması gereken bu insanın, inandırma potansiyelini desteklemektir. Partililer ona yansıttıkları inancın ondan yeniden kendilerine dönmesini beklerler. Sonuçta parti çekirdeklerinde bir miktar gerçeklik duygusundan uzaklaşmış bir iklim vardır ve bu, siyasetin kaba, acımasız gerçekliğinin bu alana nüfuz etmesini engeller. Araştırma sonuçlarında alarm zillerinin çaldığı görülen partiler bunu görmek, anlamak, gerekenleri yapmak konusunda çok istekli olmazlar. Politikaları değiştirmek yerine araştırmaları suçlamak daha kolay bir yoldur.

Bilimsel kurallara uygun araştırma, örnekleminden tutun soruların düzenlenmesine kadar birçok hassasiyeti gerektirir. Aynı konudaki soru iki farklı biçimde düzenlendiğinde hayli farklı sonuçlar elde edilir. Bir araştırmanın itibarı açısından önemli bir husus da kim tarafından, ne amaçla finanse edildiğidir. Seçmen davranışını anlamak isteyen ile değiştirmek isteyen kurumun araştırmalara yaklaşımları da farklı olacaktır.

Elbette kamuoyu araştırmaları sadece sonuçları vermiyor, aynı zamanda seçmenlerin eğilimlerinin arkasındaki nedenleri ortaya koyuyor. Bir partiye oy verme kararının nasıl şekillendiği iyi yapılmış bir saha araştırmasının verilerinden çıkartılabilir. Bu özellik, partilerle seçmenleri arasındaki ilişkiyi mütekabil ilişkilere dönüştürür, uyguladıkları politikaların yansımalarını gözden geçirmelerine veriler sunar. Parti siyasetlerine daha aktif bir "demos"u katan bu çalışmaları demokrasiye katkı olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Kamuoyu araştırmalarının problemleri

Kamuoyu araştırmalarının problemli yanı, seçmenleri etkileme amacına dönük olarak kullanılabilme potansiyelleridir. Bu "etki"nin ne ölçüde var olduğuna dair ortada bilimsel kanıtlar yoktur; fakat iki parti arasında mütereddit olan seçmenlerin kendilerine sunulan tabloya göre "daha güçlü olana" yönelebileceği düşünülmektedir. Sebep, "oyunu zayi etmek istemeyeceği"dir. Öte yandan siyasetle iktisat arasındaki derin ilişkinin stratejik yerlerinde konumlanmış olan hareketli toplum kesimleri, saha araştırmaları üzerinden kendi tutumlarını belirlemeye, "kazanan ata" oynamaya çalışırlar. Bu ihtiraslı anlama çabası, yönlendirilmiş araştırma sonuçlarının etkisini artıran bir unsurdur.

Son zamanlarda kamuoyu araştırmaları, parti genel merkezlerinin adaylarını belirleme yöntemlerinin de arasına girdi. Şirketlere sipariş veriliyor ve onların yaptıkları saha çalışmalarının sonuçlarından çıkan isimler üzerinde duruluyor. Bu araştırmalar adeta bir tür önseçim yerine kullanılıyor. Buradaki sorunlardan birincisi, aday adaylarının anketörleri yönlendirerek kendilerine avantaj sağlayacak sonuçları çıkartmaları. İkinci sorun ise parti genel merkezlerinin "anket yaptırmayı" kendi kararlarını meşrulaştırmak için kullanmaları. "Liste sıralamasını sahadan elde ettiğimiz verilerle yaptık" sözü, rıza inşasını kolaylaştırıyor. Hemen hemen hiçbir parti yaptırdığı anketlerin sonuçlarını açıklamıyor, bir sır gibi saklıyor. Bu uygulamayı bir bakıma 1946 seçimlerinin "açık oy gizli tasnif" yöntemine benzetmek mümkün. Hakikat, sonucu açıklayanın kendisinde saklı.

Kamuoyu araştırmaları, toplumdaki genel siyasî eğilimleri görmek, parti politikalarının daha halk temelli oluşumuna zemin hazırlamak bakımından önemli. Birçok şikâyete konu olan "yönlendirme" hususunda sorunun çözümü, şirket itibarlarının önem kazanmasından geçiyor. Adı belli, bir kariyer oluşturmuş bulunan şirketlerin yarın tekzip edilecek sonuçlar açıklamaları harakiri anlamına geleceği için uzak bir ihtimal olacaktır. Seçmenin belleği zayıf olsa da, "Hangi şirket ne tahmin etmişti, sonuçta ne çıktı?" gibi değerlendirmeler arttıkça, bu ahlakî ve elbette aynı zamanda ekonomik denetim şirketleri daha uzun soluklu ve anlamlı olan "itibar kazanmaya" sevk edecektir. Bundan ise şirketler, toplum, partiler, kısacası herkes yararlanacaktır.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.