Yusuf Keleş

y.keles@zaman.com.tr

EKONOMİ Yazarlar Yusuf Keleş-İşverene SSK primi kolaylığı: Aralık ödemeleri bu yıla gider yazılabilir

İşverene SSK primi kolaylığı: Aralık ödemeleri bu yıla gider yazılabilir

Sosyal güvenlik reformu uzun süredir gündemimizde ve tartışmalar son hızla devam ediyor. Yapılan düzenlemelerle ilgili sebep-sonuç ilişkisini konunun uzmanlarına bırakarak, meseleye Maliye açısından bir bakalım.

İnsanlar çalışamayacak yaşa geldikleri zaman da geçimlerini teminat altına alabilmek için çeşitli güvenceler arar. Maddi durumu iyi olanların menkul veya gayrimenkul yatırımlara yönelmeleri, para biriktirmeleri, mal-mülk sahibi olmaları bu güvence çeşitlerinden bazılarıdır. Eskiden çocukların geleceğinin teminatı olarak sadece anne-babaları görülüyordu. Ancak değişen toplum anlayışı, çeşitlenen gider kalemleri, risk faktörlerinin çokluğu ve hayat geçiminin zorluğu bu güvencelerin yetersiz kalmasına sebep oldu. Bu yüzden çağdaş devletlerde sosyal güvenlik kuruluşları tesis edildi ve kimi ülkelerde çalışanlar, kimi ülkelerde ise herkes bu kuruluşların şemsiyesi altına girme mecburiyetinde tutuldu. Geçim sıkıntısı yaşayanlara destek vererek gelir dağılımını düzeltme vazifesi de gören bu kuruluşlar faaliyetlerini üyelerinden aldıkları primlerle idame ettiriyor.

Ülkemizde bu çerçevede SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı olmak üzere üç farklı sosyal güvenlik kuruluşu var. Bu kuruluşlar işçi, kendi işinin sahibi ve memurların sosyal güvenlik şemsiyesi durumunda. İş kazaları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının gerektirdiği her türlü yardım ve ödemeleri karşılamak üzere bu kurumlar adına prim, aidat, kesenek gibi farklı şekillerde isimlendirilen ödenekler tahsil ediliyor. Bu hafta dikkat çekmek istediğim konu da bu. İş dünyası üzerindeki sigorta prim yükü. SSK'ya sigortalılardan elde ettikleri kazanç üzerinden hesaplanmak üzere birçok prim kesiliyor. Bu primlerin ekseri kısmını işveren yüklendiği için çalışan işçiyi sigorta ettirmek işverenlere ek mali külfet getiriyor. Dolayısıyla iş dünyasında kayıt dışılığa sebebiyet veriliyor. Oysa bu durumu göz önünde bulunduran Maliye, kayıtlı istihdamı teşvik etmek maksadıyla bazı kolaylıklar getirdi.

Şöyle ki, işveren yatırdığı bu tür primleri, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde gider olarak yazabiliyor. Ancak gider yazılan primlerin fiilen ödenmiş olması gerekiyor. Ödenemeyen prim gider yazılamıyor. Çünkü ticari faaliyette asıl olan işin gerçek mahiyetidir ve ödenmeyen prim, diğer bir ifadeyle yapılmayan bir harcamanın yapılmış gibi gösterilmesi, gider yazılması mümkün değil. Zaten SSK, prim tahsilatını güvence altına almak için kendi kanununa bu ibareyi eklemiş ve fiilen ödenmeyen primlerin işletme kazancından gider olarak indirilemeyeceğini hüküm altına almış. Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarında lafzi olarak zikredilmeyen bu hükmün SSK Kanunu'nda mevcut olduğunun dikkate alınarak kayıtların bu şekilde yapılmasında fayda var. Yoksa, daha sonra geçirilecek bir incelemede müfettişler, gider yazılan primlerin o dönem fiilen ödenip ödenmediğine bakabilecek ve ödenmeyen primlerin indirimini reddederek cezalı vergi tarhiyatı önerebilirler. Eski yıllardan kalan primler de bu yıl ödenirse, bu senenin hesaplarına gider olarak yazılabilir. Mesela bir işveren 2006 yılında yaşadığı ekonomik ve ticari darlık sebebiyle çalışanlarının SSK primlerini ödeyememiş ve bu primleri, cezaları ile birlikte, toplu olarak Kasım 2007'de ödemiş olsun. 2006 yılında fiilen ödenmediği gerekçesiyle gider yazılamayan bu primler 2007 yılı vergi matrahının tespitinde gider olarak yazılabilir.

SSK primleri ile ilgili olarak karşılaşılan genel bir problem var. Aralık ayı primlerinin ilgili yılda gider yazılıp yazılamayacağı hususu. Kanuna göre işveren bir ay içinde, yanında çalışan sigortalıların kazançlar toplamı üzerinden hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ilâve ederek en geç ertesi ayın sonuna kadar SSK'ya ödemeye mecburdur. Bu durumda aralık ayı primleri ocak ayı sonuna kadar ödenebilir. Fakat muhasebe ve vergi uygulamalarında dönemsellik ilkesi gereği bir işletmenin her bir döneminin birbirinden bağımsız olarak dikkate alınması gerekiyor. Yani başka bir döneme ait gider veya gelir bulunulan dönem hesaplarına intikal ettirilemez. Bu durumda sonraki dönem içerisindeki ocak ayında yapılan prim ödemesinin önceki dönemde yer alan aralık ayında gider yazılıp yazılamayacağı tartışması konusuydu. Maliye, önceki yıllarda yayınladığı tebliğ ve verdiği müktezalarla konuya açıklık getirerek meseleyi açıklığa kavuşturdu. Buna göre aralık ayına ait sigorta primleri takip eden yılın ocak ayı içinde ödenirse bu primler aralık ayı gideri olarak dikkate alınabilecek. Dönem içinde gider yazıldığı halde ocak ayında ödenmeyen primlerin ise kanunen kabul edilmeyen gider olarak vergi matrahına ilâve edilmesi gerekiyor.


Gecikme cezası ve faizi vergiden düşmez

Zamanında ödenmeyen bu primler sonraki dönemlerde ödeneceği zaman, gecikmeden mütevellit hesaplanan gecikme zammı, faiz veya cezaları da tahsil ediliyor. Kişilerin kendi kusurları sebebiyle maruz kaldıkları bu cezaların Gelir ve Kurumlar Vergisi açısından gider olarak indirilmesi mümkün değil. Kaldı ki, iki vergi kanununda da her türlü para cezaları ve AATUHK hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizlerin safi kazancın tespitinde gider olarak yazılamayacağı hüküm altına alınmış durumda. Dolayısıyla eski yıllarda ödenmeyip bu yıl ödenen ve bu yıl gider gösterilmesi mümkün olan SSK primlerine ait gecikme zammı, ceza ve faizlerin vergi matrahının tespitinde gider olarak yazılması söz konusu değil.


Yeni bir işe girmek, eski yerden alınacak tazminatı etkilemez

Soru: Geçtiğimiz aylarda çalıştığım işyeri haksız olarak işime son verdi. Mahkemeye başvurdum, ama henüz neticelenmedi. Bu arada başka bir yerden cazip bir teklif aldım. Acaba yeni bir işe başlamamın mahkeme kararı ve almak istediğim tazminat üzerinde menfi etkisi olur mu?

Cevap: İş Kanunu'na göre işverenin; en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini feshedebilmesi için, işçinin yetersizliği, davranışları, işletmenin işyeri veya işin gerekleri gibi sebeplere dayanması gerekiyor. Geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiği hallerde işveren, başvurusunun ardından işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorunda. Yoksa, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle mesuldür. Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir. Yargıtay buna benzer bir davada verdiği kararda iş sözleşmesi feshinin geçersizliği ve işe iade talebinde bulunan işçinin, boşta geçen süre içerisinde yeni bir iş bulmasının feshin geçersizliğini ve işe iadeyi etkileyen bir unsur olmadığını ifade etmiştir. Buna göre sizin yeni iş teklifini kabul etmeniz ne mahkeme kararını ne de almak istediğiniz tazminatları etkileyecektir. Yani mahkeme işinize haksız yere son verildiğine karar verirse boşta kaldığınız süre için; dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarınızın ödenmesine karar verebilecektir. Ancak işe başlatmama tazminatı almanız için mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren on iş günü içerisinde işverene başvurmanız gerekiyor. Bu başvuru yapıldığı halde bir ay içerisinde işe başlatılmazsanız dört ay ile sekiz ay arasında ücret tutarında işe başlatmama tazminatını hak edersiniz. Yeni işiniz sebebiyle işe başlatma müracaatında bulunamazsanız bu tazminatı alamazsınız.


31 Aralık 2007, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.